Global Times

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çok beklenen ikinci turu pazar günü yapıldı. Mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “eski rakibi” Marine Le Pen’i bir kez daha yenerek seçildi, böylece Macron son 20 yılda tekrar seçilen ilk Fransa cumhurbaşkanı oldu. İki aday Avrupa Birliği (AB), Rusya’yla ilişkiler, ekonomi, göç ve emekli maaşları dâhil tamamen farklı görüşlerle seçimi girdi. Bu nedenle, seçim aynı zamanda seçmenlerin “birbirine karşı duran iki Fransa” arasında “tarihsel” bir seçimi olarak görüldü.

Görünüşte bu Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi merkez ve aşırı sağ partiler arasında bir yarıştı ama özünde Avrupa’nın bütünleşmesi ve Avrupa’nın bütünleşmesine karşıtlı arasında bir seçim olmasının yanı sıra küreselleşe ve küreselleşme karşıtlığı arasında da bir seçimdi. Bazı Batılı medya kanalları eğer Le Pen ikinci turu kazanırsa bunun Fransa’nın ilk kez bir kadın cumhurbaşkanı seçmesi ve sağ kanat partilerin ülkeyi benzeri görülmemiş bir biçimde yönetmesi anlamına geleceğini belirtti. Böyle bir senaryonun Brexit ve Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı seçilmesine denk bir “siyasi depreme” yol açacağı yaygın bir görüştü. Bu yüzden Macron seçildikten sonra bazı Fransız medya kanalları “depremin” olmadığını söyleyerek rahat bir nefes aldı.

MACRON FRANSA’NIN BAĞIMSIZLIK VE ÖZERKLİK MİRASINA SAHİP ÇIKTI

Macron’un ilk döneminde “stratejik özerklik” dikkat çekici bir laftı. Fransız tarihindeki en genç cumhurbaşkanı olarak Macron geçen 5 yılda iç politikada istikrarlı ve pragmatik bir yönetim tarzı gösterdi ve dış politikada Fransa’nın bağımsızlık ile özerklik mirasına sahip çıktı. Fransa ve AB’nin Çin ile ABD arasında bir taraf tutmaya zorlanmaması gerektiğine inanarak, Washington’dan dikkatli bir uzaklıkta durdu. Bunun yerine çok kutuplu bir dünyada önemli bir kutup haline gelmesi gerektiğine inandı. Macron bir keresinde NATO’yu sert biçimde eleştirerek, örgütün “beyin ölümünün” gerçekleştiğini söyledi ve Avrupa için iddialı girişimlerde bulundu. Ayrıca ABD’den savunma alanında özerkliği, teknoloji alanında diğer ülkelere bağımlı olmamayı ve ABD’ye boyun eğmeden diplomatik özerkliği vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın stratejik özerkliğini kazanması ve uluslararası ilişkileri yeniden dengelemede vazgeçilmez bir rol oynadığını söylemek gerekir.

Fransa seçimlerinin bu kez küresel sonuçlarının olmasının nedeni, Avrupa’daki mevcut belirsizliklerdir. Bir zamanlar Charles de Gaulle tarafından Fransa’nın “Arşimet kaldıracı” olarak tanımlanan Avrupa Fransa’nın büyük bir güç rolü oynayabileceği bir platformdur. Ama Washington Avrupa’nın arkasındaki en büyük güç haline geliyor. Biden yönetimi tekrar tekrar “çok taraflılığa döndüğünü” ileri sürse ve transatlantik bağlarını tamir etmeye istekli olduğunu açıklasa da, “Önce Amerika” merkezi çıkarlarını saklayamıyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinden Fransa-Avustralya denizaltı anlaşmasını sona erdiren AUKUS paktının imzalanmasına kadar Fransa ve AB ABD’nin bencilliği ve kibrinin derinden farkına varmak durumda kaldı. İki ülkeyi de mahveden Rusya-Ukrayna krizinde Washington Avrupa’yı kapsamlı karlar yapmaya sürüklüyor.

FRANSA’NIN AVRUPA’DAKİ ROLÜ BÜYÜK

Bu şartlarda, Fransa için rolünü istikrara kavuşturmak çok önemli. Macron’un yeniden seçilmesi en azından Fransa’nın büyük politikalarının devamlılık ve istikrarını büyük oranda sağlayabilir. Aslında AB’nin lideri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi olarak Avrupa’nın ve bütün uluslararası toplumun Fransa’dan beklentileri bunun ötesine geçiyor. Fransa 2. Dünya Savaşı’nın bitmesinden bu yana Avrupa’daki birçok kritik anda lider rolü oynadı. “Gaulleciliğe geri dönüş” bayrağını taşıyan ve AB’nin stratejik özerkliğini isteyen Macron için gelecekte zorluklar, testler ama aynı zamanda bugünün Fransa’sı, Avrupası ve dünyasında yeterince manevra alanı var.

Çeşitlilik ve çok taraflılık Fransa’nın genlerinde var. İster Soğuk Savaş sırasında ister Soğuk Savaş sonrası dönemde olsun, bağımsız diplomatik rotalar Paris’e büyük stratejik yararlar sağladı. Fransa 1960larda NATO’dan kısmen çekildi ve Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kuran ilk büyük Batılı ülkeler arasındaydı. Soğuk Savaş’tan sonra Fransa Çin ile kapsamlı stratejik ortaklık kuran ilk büyük Batılı ülke oldu. Fransa ayrıca AB’nin Çin ile kapsamlı stratejik ortaklık kurmasını teşvik etti. Belirsizliklerin dünyada önemli ölçüde arttığı şartlarda Çin ve Fransa çok taraflılığı korumak ve küresel yönetişimi iyileştirmek bakımından birçok benzer görüşe sahip. İki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirmek dünyanın istikrarı ve refahını desteklemek için hayati bir öneme sahip. Çin-Fransa ilişkilerini iyileştirmek Avrupa’nın stratejik özerkliğini güçlendirmekle uyum içinde. Macron’u yeniden seçildiği için tebrik ediyoruz ve Çin-Fransa ilişkilerinin ileri gitmeye devam etmesini ve Çin Fransa ilişkilerinin Macron’un ikinci döneminde düzenli biçimde ilerlemesini bekliyoruz.