Siyaset Bilimci ve İran Uzmanı Arif Keskin, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu ve Afganistan’daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Afganistan’da bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğinin biraz meçhul olduğunu söyleyen Keskin, “Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesi sadece bir iktidar, bir hükümet, bir devlet başkanlığı değişimi değil, çok köklü bir rejim değişikliği, açık şekilde şeriat kurallarıyla yönetilen bir din devleti kuracaklarını söylüyorlar. Bu da çok kökü değişiklik anlamına geliyor.” dedi.

“EĞER BİR PANİK HAVASI OLURSA DEVLET AYGITI İŞLEMEZ”

Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin toplumsal halk talebi olmadığını silahla ele geçirildiğini belirten Keskin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Şu an Afganistan’da ciddi bir panik var. İnsanlar oradan kaçmaya çalışıyor. Bu panik bir taraftan devlet aygıtını çökertiyor. Ekonomi çarkını işlevsiz hale getiriyor. Toplumsal düzeni ciddi şekilde bozuyor. Doğal olarak böyle bir süreçte siz ele geçirdiğiniz başkenti yönetemezsiniz. Çünkü eğer bir panik havası olursa devlet aygıtı işlemez.

Taliban ılımlı mesajlar veriyor. Bana göre, konjonktürel olarak bu ılımlı mesaja ihtiyacı var. Şimdi bu kaotik sürecin oluşmasını engelledikten ve bütün süreci kontrol altına aldıktan sonra nasıl yürüyecekleri merak konusu. Bunu net olarak her yerde görüyoruz. Sadece siyası liderlerin iyi niyeti değil, bazen sürecin kendi iç dinamikleri de süreci dönüştürebiliyor. Bambaşka yere taşıyabiliyor. Bu anlamda baktığımızda Taliban ‘olumlu’ mesajlarını” konjonktürel olarak, muhtemel bir kaotik sürecin, muhtemel bir kaotik çöküşün önüne geçmek için bunu yapıyor.

“AFGANİSTAN’DAKİ EN TEMEL SORUNLARDAN BİRİ AFGAN KİMLİĞİDİR”

Taliban’ın en azından belli düzeyde nasıl bir düzen kuracağı konusunda fikrimiz var. Din devleti kuracağını söylüyor fakat bu din devletinin nasıl olacağı belli değil. Doğal olarak bu belirsizlik bir yönü ile analizi zorlaştırıyor. Görmediğimiz için nasıl bir şey olacağını da söylemek mümkün değil.

Afganistan; etnik, dinsel ve dilsel olarak çok farklı etnikli, çok milletli, çok dilli bir ülke. Kapsayış denilirken bütün bunları kapsaması gerekiyor. Sadece Peştunlulara dayanarak Afganistan’da bir şey oluşturamazsınız. Çünkü temel sorun sadece dinle ilişkili değil ki! Afganistan’daki en temel sorunlardan biri, Afgan kimliğidir, bir ulus kimliğidir. Şimdi Afgan kimliği ciddi şekilde hasar aldı ve Afganlılık zarar gördü.

DÜNYANIN VE TÜRKİYE’NİN TALİBAN’A KARŞI POZİSYONU

Taliban’ın kurduğu düzen ister istemez Pakistan’dan Orta Asya’ya kadar Türkiye dâhil birçok yeri ve o fikrin kendisi etkileyecek. Ilımlılık sadece bir iddia, söylem değil. Taliban’ın durduğu yere göre ılımlılık ciddi şekilde zor görünüyor.

Dünya geneline baktığımızda ülkelerin hiçbiri Taliban’a açık bir şekilde karşı çıkmıyorlar ama açık şekilde de destek vermek istemiyorlar. Bütün devletlere bakıyoruz pozisyonları koşullu yani koşullu bir kabul pozisyonundalar. Bu koşullu kabul ortamının anlamı şu; sonuç itibarıyla dünya, Taliban’a bir fırsat vermek istiyor ama bir yönü ile de ona güvenmiyor.

Türkiye’nin pozisyonu da bana göre bundan farklı olmaması gerekiyor. Çünkü Taliban’ın ne yapacağı, hangi ülke ile nasıl bir ilişki kuracağı, kendi içinde nasıl bir seyir izleyeceğini şu anda kestirmek mümkün değil. Bu nedenle ihtiyatlı, adım adım ve koşullu bir süreç izlenebilir.”