CGTN / Ashish Kaushal

Orta Doğu anlaşmazlığına son vermek için ilk adım tarafgirliği kabul etmek ve yönetebilmektir. Albert Einstein “Sorunlarımızı, bu sorunlarımızı yarattığımız zamanki düşünce biçimimiz ile çözemeyiz.” demişti. Bu İsrail ve Filistin’den başka bir yerde daha doğru olamaz. Özellikle de her iki tarafta derinden yerleşmiş tarafgirlik söz konusu olduğu zaman. Eğer bütün bir toplumu yargılamayı ve hepsini tek bir kaba koymaya son verir ve insanlara bireyler olarak bakmaya başlarsak, ortak özellikler bulmayı başarabiliriz. Eğitim ve tarafgirlik sorununu ele almak, üretken bir çözüme yaklaşmanın ilk adımıdır.

Bu tarafgirliklere hem sivil toplumda hem de iki toplumun liderliğinde karşı çıkmamız gerekir. Ebeveynlerinin ve dedelerinin tarafgirliğinin gem vurmadığı bir genç kuşak yaratmaya ihtiyacımız var. Ve sonunda bu kuşağın gerçekten, barışı hayal edebilecek ve barış için çalışabilecek bir yeni liderler kuşağı yaratmasını sağlamaya ihtiyacımız var. Eğen bunları yapmazsak, insanlar ölmeye devam edecek.

Tel Aviv Üniversitesi araştırmacıları çatışma içindeki toplumların neredeyse bütün üyelerinin kendi ordularının en ahlaklı olduğuna ve bağlamdan bağımsız olarak kendilerinin nihai kurban olduğuna inandığını belirledi. Bu bulgular İsrail ile Filistin’e odaklı ama Kıbrıs, Kuzey İrlanda ve Bask bölgesinde de aynıdır. Hiç kimse içinde bulunduğu bir savaşta kendi tarafındakilerin kötü adam olduğuna inanmaz.

Bunun nedeni savaşın nihai bir “biz” “onlara” karşı anlayışı olmasıdır. Psikolojik olarak baş etme mekanizmalarından biri suçları ne olursa olsun kendi tarafınla teselli bulmak ve dayanışma hissetmektir. Grup içi dinamikleri faydalı olabilir; bu dinamikler aile gruplarını ve toplulukları birbirine bağlar ve birbirine bağlı toplumlar yaratır. Ama bunun bir de karanlık tarafı vardır.

Psikolog Henri Tajfel’in yaptığı bir dizi deney bunu ortaya koyar. Tajfel deneye katılanlara rastgele bir araya getirilmiş bir grubun üyeleri olduklarını söyler, bu deneyde Kandisky’nin resimlerini sevenler grubu ve Klee’nin resimlerini sevenler grubu. Denekler kendilerine grup üyeleri arasında fon dağıtma şansı verildiğinde, aktif biçimde fonları kendi gruplarındakilere aktarırlarken mümkün olduğunda diğer grubun üyelerini cezalandırırlar. Eğer insanlar birinin sevdiği ressam üzerinde bile bu kadar taraflı olabiliyorlarsa, iş din ve toprağa geldiğinde daha ileri gidebilirler (ve giderler).

BİLİNÇTEKİ TARAFLILIKLAR KONUSUNDA EĞİTİMLE BAŞLAMAK ZORUNDAYIZ

Trajik olan, bu taraflılıkların çocuklara da aktarılabilir olması, bu da gelecekteki barış şansını azaltır. Çocuklar, bizim olmalarını istediğimiz gibi, ırka karşı kör olan “Beyaz Sayfalar” değildir. Araştırmalar, yalıtıldıklarında 5 yaşındaki çocukların kendi ırkından olanları sosyal olarak tercih ettiklerini gösteriyor.

Nefreti körükleyen taraflılık çoğunlukla tepede başlar ve herkese bulaşır. Her iki taraftaki liderlik, diğeri hakkında onlarca yıldır devam eden çatışmanın beslediği derin yargılara sahip. Ama yine de umut var. Çocuklar olumsuz stereotipilere karşı açıkkken, aynı zamanda döngüyü kırma fırsatını da sunuyorlar. Çocukların çok övülen beyinsel işlevlerindeki değişebilme yeteneği, onlara devredilen kültürel taraflılığın kurbanı olmak zorunda olmamalarının ve bazen kurulu düzene karşı olmak üzere görüşlerini değiştirebilecek olmalarının nedenidir.

Genç seçmenler her zaman ebeveynlerinden daha liberaldir. Bu Orta Doğu’da her zaman böyle olmayabilir, ama bunun nedeni Filistin ve İsrail’in genç vatandaşlarının asla anlamlı bir barışın sürecinin ne olduğunu bilmemeleri olabilir. İsrailli ve Filistinlilerin ezici çoğunluğu barış istiyor. Tek sorun bunun yapılabileceğine inanıp inanmadıkları ve liderliklerinin bunu yapabilecek yeteneğe sahip olup olmadığı.

Toplumsal şartlar, propaganda ve mahrumiyet istenmeyen bilişsel taraflılıkları besleyebilir, ister İsrail başbakanı isterse Gazze’de bir çocuk olun. Bu taraflılıkları gelecek kuşaklarda çözerek, çok farklı bur durum yaratabiliriz. Bu düşünülemez gibi görünebilir ama daha önce yapıldı. Örneğin, Ruanda toplumu kendini artık bir kabile olarak değil fakat ülkenin bütün halklarını ve kabilelerini benimsemek için sıkı çalışa çok-etnikli bir varlık olarak görüyor. Bu 800 bin kadar Ruandalının 100 günde katledildiği 27 yıl önce belki imkânsız görünüyordu.

Ve bu şu anda İsrail ile Filistin’de de imkânsız görünebilir ama değil. Eğer kimin doğru, kimin yanlış olduğuna odaklanmaya devam edersek, bu anlaşmazlığı asla çözemeyiz. Aksine, önce ortam bir zemin bulmamızı engelleyen bilinçteki taraflılıklar konusunda eğitimle başlamak zorundayız. Çok karmaşık bir sorunu basitleştirmeye ya da kesin bir yanıt bulmaya çalışmıyorum fakat önemli bir ilk adım birbirine insan gibi davranmak ve farklı bir yaklaşım bulmaya çalışmaktır. İnsanlığımızı fark etmek bu işin anahtarıdır.