CGTN / Daryl Guppy

Avustralya medyasında Çin’e yönelik haberler, Batı’nın Çin ile ilgili birçok haberinde genellikle ortak olan bilinçaltında bir ön yargı belirtisi taşıyor. 2021 yılında bu medya ön yargısı daha da açık hale geldi, medyanın birçok kesimi Avustralya hükümetinin teşvik ettiği Çin tehdidi anlatısını desteklemek için haberleri çarpıttı. Maalesef bu yanlış bilgilendirme AUKUS anlaşmasının açıklanması için verimli bir zemin yarattı.  

Ulusal hava sahası ve ulusal hava sahası tanımının ötesine geçen Hava Savunma Tanımlama Bölgesi (ADIZ), gerçeklerle ilgili bilgileri yetersiz vererek düşmanlığı artırmak için yapılmış son kasti girişimdir. Taiwan yetkililerinin iddia ettiği “ADIZ” özellikle geniştir, Çin ana karası ve onun kıyı bölgelerinin kayda değer bir kesimini kapsıyor, bu yüzden Çin’in askeri ve sivil uçaklarının gelip geçişinde sürekli olarak sözde “sınır ihlalini” kesinleştiriyor. Son Çin askeri uçuşları uluslararası hava sahası içinde yapıldı. Bu, uluslararası hava sahasında yasal bir faaliyettir, ancak Batı medyasında yasa dışıymış gibi haberleştirildi.

Haber değeri taşıyan olayların bildirilme şeklinde benzer ön yargılar bulunur. Sydney Morning Herald’ın “Casuslar Yuvası” başlıklı haberinde, Çin’den beş kez bahsedilerek, Çin’in sorumlu olduğu açıkça ima edildi. Haberin dayandığı konuşmanın video bağlantısında, Güvenlik Genel Müdürü Mike Burgess, Rusya’nın Avustralya’da bir “casuslar yuvası” bulunduğunu söylediği açıkça anlatıldı. Burgess, özellikle Çin olmadığını söyledi, ancak medya bunu haberlerinde yansıtmadı.

“ÇİN TEHDİDİ” YAKLAŞIMI AVUSTRALYA’NIN BAŞARISIYLA EŞ ANLAMLI HALE GELDİ

Bu tür dengesiz medya yayını, Avustralya’da büyüyen “Çin tehdidi” anlatısının sadece bir parçasıdır. Diğer faktörler, Avustralya’da politika yapmada yabancı müdahalesini kapsamaktadır. Medya sahipliğinin belirli ellerde toplanması ve seslerin çeşitliliğindeki azalma, kamu anlayışı ve politikayı formüle etme bakımından bu etkileri büyütüyor. Bazı gözlemciler, yabancı etkinin Avustralya’nın Çin konusundaki fikrini şekillendirmede önemli bir medya faktörü haline geldiğini ve bunun ABD politikasının bir uzantısı olduğunu iddia ediyorlar. 

ABD Kongresi mayıs ayında Çin karşıtı “Stratejik Rekabet Yasası”nı geçti. Bu yasa, Çin’e karşı medya odaklı girişimler için 300 milyon dolardan fazla kaynak sözü verdi. Bu, katılımcı ülkelerde Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin “olumsuz etkisi” konusunda bilgi yaymayı, “Çin karşıtı etkiye sahip” programları, Beijing’e karşı çıkmak amacıyla “gazetecileri eğitime” planını ve Özgür Asya Radyosu’nun kapsama alanını genişletmek için milyonlarca dolar daha fazla finansman desteğini kapsıyor. 

Bu bariz yabancı etki, medyanın birçok kesiminin bağımsız doğrulama olmadan ABD’li kaynaklardan şüpheli “resmi” bilgileri kabul etmeye niyetli Avustralya’da iyi bilinen bir modeli takip ediyor. Avustralya’nın Çin konusundaki politika seçenekleri zaten, daha az belli, ancak halen önemli yabancı etkisindeki ajanslar olarak kayıtlı grupların yaptığı çalışmaların etkisini hissediyor. Bu gruplar çok güçlü bir medyayla yan yana çalıştıkları zaman onların politika yapma üzerindeki etkisi oransız bir biçimde büyüktür. 

Onların etkisi, kamu hizmetinin rolündeki düşüşle doğrudan ters orantılı olarak artar. Avustralya’nın onayladığı Westminster hükümet sistemi, bakanlara çok çeşitli çok iyi araştırılmış politika seçenekleri sağlamak için iyi donanımlı ve bağımsız bir kamu hizmetini kapsamaktadır. Danışmanların ve bakanlık danışmanlarının rolü giderek kamu hizmeti tavsiyesinin yerini almıştır. Hükümete, hükümetin ve ayrı ayrı bakanların siyasi amaçlarını destekleyen bir dizi seçenek sunulur. Bu süreç, dışarıdan organizasyonlar kasten hükümetin politika kararlarını etkilemeye çalıştığı zaman daha da yozlaşır. Bu organizasyonlar, açık siyasi amaçları olan haberler ve seçenekler oluştururlar. 

YANLIŞ BİLGİLENDİRME AVUSTRALYA-ÇİN POLİTİKASI TARTIŞMASINI YÖNLENDİRİYOR

Sonuç şu ki, son zamanlarda Avustralya’nın dış politikaya ilişkin müzakereleri, iş dünyasının bazı liderlerinin “hayalet” olarak adlandırdığı kişiler tarafından ele geçirildi. Kamusal müzakere, küçük ve giderek daha güçlü savunma ve güvenlik ajansları grupları tarafından belirlendi. Bunların başında, birkaç yabancı hükümet ve silah üreticisinden önemli ölçüde fon alan Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü yer alır ve bu kuruluş, Hükümetin Yabancı Nüfuzlu Ajansları listesinde kayıtlıdır. Bu kuruluşun yüksek maaşlı analistleri, düzenli bir şekilde bir dizi “Çin tehdidi” analizi üretiyor.  Bu analizler, Rupert Murdoch’un çok güçlü medya sahipliği tarafından yayınlanarak, sürekli bir şekilde Çin karşıtı ve “Çin tehdidi” hikâyeleri akışına yol açıyor. Sky News televizyon programları, sürekli olarak Çin tehdidi fikrini abartan Çin karşıtı konuklarla röportaj yapan sağcı sunucularla doldurulmuş durumda. 

Eski Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, Avustralya-Çin tartışmasına, “Murdoch medyasının siyasi amaçlı McCarthyizm yaklaşımının yardım etmeyeceği” uyarısında bulundu. Bu güçlerin hükümetin düşüncesini “ele geçirdiği” ve savunma gücü planlamasının doğal parçası olan “tehdit” düşüncesini teşvik ettiği ortadadır. Sonuç olarak, “Çin tehdidi” yaklaşımı Avustralya’nın egemenliği ve Avustralya’nın başarısıyla eş anlamlı hale geldi. 

Bu, dengesiz medya yayınları, dış destekli politika oluşturulması, yabancı müdahalesi ve etkisi güçlerinin birleşimi, yanlış bilgilendirmenin Avustralya-Çin politikası tartışmasını yönlendirebileceği verimli bir zemin yarattı. Bu Çin tehdidi anlatısına karşı çıkmanın ilk adımı, Avustralya politikasının bu güçlerin ürünü olduğunu ve Avustralyalıların tamamını temsil etmediğini kabul ederek atılır.