Birkaç gün önce (25 Aralık), dünyanın ilk sosyalist ülkesi olan SSCB’nin dağılmasının 30. yıl dönümüydü.

25 Aralık 1991 gününün ertesinde “liberal düzen” kesin zaferini ilan etti, ardından bunu “tarihin sonu” diye nitelediler. Emperyalist Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD)  “liberal dünya düzeni” son düzendi.

Oysa liberal düzen dedikleri kapitalizm, feodal düzen içinde 1200’lerde filiz vermeye başlamış, 1500’lerden itibaren üretim biçimi ve ilişkisi olarak toplumlarda yavaş yavaş ikinci bir sistem olarak yer bulmuş, 1600’lerden itibaren de sıra sıra ülkelerde egemen düzene dönüşmeye başlamıştı. Yani kapitalizmin, ticaret yönü ağır basarak gelişmesi, sanayi devrimiyle büyük atılım yapması ve tekelleşerek emperyalizme dönüşmesi neredeyse 400 yıllık bir süreçti.

Kısacası sosyalizmin ilk deneyi olan 1917-1991 deneyinin başarısız olmasını, “tarihin sonu” ilan etmek, her şeyden önce tarihin gelişim yasalarına aykırıydı. Kaldı ki, 1991’de dağılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ilk deneydi ama 1949 devrimi ile dünyanın en büyük devletinde, Çin’de ve 1959’de dünyanın görece küçük devletlerinden birinde, Küba’da, yani iki uç ölçekte ülkede deneyler sürüyordu.

Dahası, Çin Halk Cumhuriyeti’nin sosyalizm deneyi de, aşağı yukarı SSCB’nin deney süresine yetişti. Ve Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ilk deney olan SSCB pratiğinden çıkardığı derslerle, yolunu hem de çok başarılı olarak sürdürdüğü görülüyor.

SOSYALİZMİN İKİ TEMEL ÖLÇÜTÜ

Gerçi tıpkı SSCB’nin dağılmasından hemen sonra yılgınlığa düşen bir kesim solun hatalı bir şekilde “demek ki tek ülkede sosyalizm mümkün değilmiş” sonucuna varması gibi, bugün de yine bir kesim solda, Çin’e özgü sosyalizmi, sosyalizme benzetememe durumu görülüyor!

Kanımca bu birincisi sosyalizmin bağrında sınıf mücadelesini sürdürdüğü gerçeğinin ve ikincisi de sosyalizmin inşa sürecinin kısa olmadığı gerçeğinin üzerinden atlanmasıyla ilgili bir durum. Buna üçüncü olarak da konuya “şablon”la bakma hatasını ekleyebiliriz..

Bir ülkede sosyalizmin varlığının yanıtını iki temel özelliğe bakarak yanıtla bulabiliriz:

1) Üretim/mülkiyet ilişkileri: Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet mi, yoksa kamu/ortak mülkiyet mi egemen?

2) Sınıf egemenliği: Devlet aygıtına hangi sınıf egemen? Burjuvazi ve onun siyasal temsilcisi mi, yoksa işçi sınıfı ve onun komünist partisi mi?

Çin’de “dışa açılma ve reform” sürecinde özel mülkiyete de alan açılması, Çin’in sosyalizmden dönüşü olarak yorumlanıyor kabaca. Oysa önemli olan egemen durumda hangi ilişkinin olduğudur. Orada da kamu/ortak mülkiyetin egemen olduğu, dahası özel mülkiyet üzerinde de devletin sıkı bir denetimi olduğu görülmektedir.

Devlet aygıtına hangi sınıfın egemen olduğu sorusunun yanıtı ise daha kolaydır: Yaklaşık 100 milyon üyesi bulunmakta olan ÇKP.

Özel mülkiyet sahibi çeşitli isimlerin son dönemde ÇKP’ye üye olma eğilimi taşıması, her ne kadar çeşitli çevrelerde burjuvazinin partiyi ele geçirme çabası olarak değerlendiriliyorsa da, bunu tersinden ÇKP’nin özellikle son yıllarda sosyo-ekonomik kategoriler arasında makası daraltmak üzere yaptığı sert ve önemli hamlelerin dolaylı sonuçları olarak okumak gerekir.

Bir diğer itiraz da Çin’in “sosyalist piyasa ekonomisi”ne olan itirazdır. Çeşitli çevreler bunu da kapitalizm olarak okumaktadırlar. Oysa piyasa ekonomisi ile kapitalizm özdeş değildir. Dahası SSCB’yi dağılmaya götüren nedenlerden biri de güçlü bir piyasa inşa edememiş olmasıdır. (Kuşkusuz bu belirleyici bir neden değildi ve Stalin dönemi sonrası SBKP’nin adım adım revizyonistleşmesinden Kızıl Ordu’nun kendi devrimine sahip çıkamayacak kadar parti ordusu olmaktan uzaklaşmasına kadar pek çok neden sayabiliriz.)

ÇİN’E BÜYÜK ÖLÇEKTEN BAKILMALI

Çin’le ilgili -hangi konuda olursa olsun- değerlendirme yapmak isteyenlere hep “büyük ölçeğe” dikkat etmelerini söylerim. 20 milyonluk, 50 milyonluk, 100 milyonluk bir ülkeden bakarak 1,5 milyarlık bir ülke hakkında değerlendirme yapmak, ölçek farkı nedeniyle her zaman güçtür.

Kolaylaştırmak için iki temel sorunda örnekler vereyim:

1,5 milyar insan için günde ikişer ekmek üretmek, 3 milyar adet ekmek üretmek demektir. Bunun için gereken fırın sayısı, gerekli tonlarca un/buğday konusu başlı başına bir üretim problemidir.

Diğer yandan 1,5 milyar insanın her gün 250 gr dışkıladığını düşünün. Bu her gün çözülmesi gereken 400 milyon kg büyüklüğünde kanalizasyon sorunu demektir.

Özetle, bu büyüklükte bir ülkede sosyalizm öyle bugünden yarına tamamlanabilecek bir sistem değildir. O nedenle ÇKP adım adım şu kadar yıl sonra şu çıta, bu kadar yıl sonra bu çıta diyerek somut hedefler koymaktadır.

Örneğin ÇKP, “orta halli refah toplumu” hedefine ancak 70 yılın ardından ulaşabilmiştir. Ve ÇKP, ancak devrimin yüzüncü yılında güçlü sosyalist bir modern toplum olabilmeyi önüne hedef koyabilmektedir. Çünkü belirttiğimiz gibi ölçek çok büyüktür.

Kuşkusuz bu büyük ölçek, sosyalizm deneyi açısından büyük bir iç pazara sahip olmak gibi bir avantaj da doğurmaktadır, ancak esas olarak adımların ağır, kararlı ve sağlam atılmasını gerektirecek zorluklar barındırmaktadır.

SOSYALİZM BAŞARDI

CRI Türk’teki yılın bu son yazısında, SSCB dağılsa da sosyalizmin hâlâ ayakta olduğuna işaret etmek için özetledik bunları…

Elbette bırakın bir yazıya, kalınca bir kitaba bile sığmayacak önemde ve derinlikte konular bunlar. Şimdilik 25 Aralık 1991’de SSCB’nin dağılmasının 30. yılı vesilesiyle bazı konu başlıklarına değinmiş olalım ve fırsat buldukça yeni yıldaki yazılarımızda bu konu başlıklarına değineceğimizi belirtelim.

Bitirirken de önemle vurgulayalım: İlk sosyalist ülke olan SSCB’nin 1991’de dağılması “tek ülkede sosyalizm” teorisini geçersiz kılmadı, hatta Çin Halk Cumhuriyeti’nin 21. yüzyılda gün geçtikçe daha da öne çıkan başarısı, “tek ülkede sosyalizm” deneyinin başarıldığını gösterdi.

Mehmet Ali Güller