CGTN / Timothy Kerswell

Çin’de bir yabancı, özellikle bir siyaset bilimci olarak, bazen Çin dışındaki insanların çoğu bana “Tibet’ten ne haber?” diye sorarlar. Batı medyasının yarattığı tufana, Hindistan ve ayrılıkçıların Tibet’i istikrarsızlaştırma çabalarına asa şaşırmadım. Çin Devlet Konseyi’nin “1951’den bu yana Tibet: Kurtuluş, Kalkınma ve Refah” başlıklı beyaz kitabı Tibet’in 1951’deki kurtuluşundan sonraki deneyimi üzerine düşünmek için iyi bir fırsat sunuyor. Beyaz kitap 21 Mayıs’ta İngilizce olarak kamuoyunun erişimine sunuldu ve açık fikirli herkesi gidip bu kitabı okumaya teşvik edeceğim.

Tibet, Hong Kong ve Makao gibi, antik zamanlardan bu yana Çin’in çok etnikli toplumunun bir parçasıydı. Ayrıca, Hong Kong ve Makao gibi, sadece Avrupa emperyalizminin dünya sahnesine çıkmasıyla birlikte bu fikirler ülkelerin egemenliğini böl ve yönet stratejisi yoluyla zayıflatmak adına bir girişim olarak dünya çapında yaygın oldukları için, ayrılıkçılık/bağımsızlık fikirleri bilerek yayıldı. Çin’de ayrılıkçılık emperyalizmden ayrılamaz ve buna uygun olarak, Çin’in egemenliği emperyalizmin etkisini topraklarından silme becerisine bağlıdır.

Ayrılıkçılık yabancı bir emperyalist fikirken, ulusal bütünlüğü korumanın savunulması, Çin’in geri kalanında olduğu kadar Tibet’te de “yerel”dir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün,

10. Panchen Lama, Beijing’e bir telgraf göndererek, tek bir istekte bulundu, “Lütfen Tibet’i kurtarmak ve emperyalistleri en kısa zamanda dışarı atmak için asker gönderin.” Bu Tibet’in ortak refah geleceğinin başlangıcıydı.

Çin birçok çok uluslu devlet gibi, büyük etnik gruplara bölgesel özerklik tanıdı. Tibet’te bu Tibet yerel hükümeti ile Merkezi Çin Halk Hükümeti arasında imzalanan 17 maddelik anlaşmanın başında yer alır.  17 maddelik anlaşma, Çin’in “Bir Ülke, İki Sistem” çerçevesine sahip olmasını öngörüyordu ve emperyalizmin kovulması ile merkezi hükümet 6 yıllığına hiçbir reform yapmama sözü verirken adil bir toplumun kendiliğinden gelişmesi yoluyla, yerel sosyopolitik yapının korunmasını önerdi. Toplumsal gerginlikler vardı, serflik toplumsal yapısı önemliydi ama geleceğin daha iyi olacağı umudu da vardı. Beklendiği gibi, Tibet gelişti. Eğitim, altyapı ve sanayi iyileşti. Bu gelişmeler, Tibet halkının demokratik reform arzularını doğurdu. Tibet’in yönetici sınıfı ile çoğunluk arasındaki çatışmanın sahnesi hazırdı. Bekleneceği üzere, emperyalizm çirkin yüzünü yeniden gösterdi.

TİBET’TE 2010’DAN 2020’YE KADAR KİŞİ BAŞINA GELİR İKİYE KATLANDI

1959’daki ayrılıkçı silahlı ayaklanma büyük bir olaydı ve emperyalistler ile feodal lordların hayalinde, Tibet feodal bir bağımlı devlet olacaktı. Gerçekte ise, yenildiler, Tibet demokratikleşti ve serflik tarihin çöp sepetine atıldı. Nüfusun yüzde 95’ini oluşturan serfler ve köleler şimdi, bir zamanlar dini otoriteler, kast sistemi ve borçlar yüzünden güçsüzleştikleri yerde, kendi kaderlerine hükmetmeye başladı.

Batılı güçlerin ve Tibet’in eski yönetici sınıfının Tibet’in 1951’den bu yanaki gelişmelerine bu kadar üzülmelerinin nedeni bu. Tarihin yanlış tarafındaydılar, baskıcıların tarafında, yenilenlerin tarafında. Yenilgiyi kabul edemeyen ya da etmek istemeyen bunlar bölgeyi ve Çin’i istikrarsızlaştırmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Ama çabaları ne kadar başarılı oldu?

Tibet’in modern tarihi konusunda anlaşılması gereken ilk şey, sömürüden uzak bir şekilde, Çin merkezi hükümetinin Tibet’in kalkınmasını desteklemek için çok sayıda politik, bütçe ve idari destek sağladığıdır. Tibet sömürülmedi, aksine Çin’in geri kalanı tarafından sübvanse edildi.

Buna uygun olarak, Tibet, Çin’in geri kalanını yakalama yolundaydı. Örneğin, tüketim malları perakende satışlarını ele alalım, Tibet’teki satış oranı şimdi 1959’dakinin 2 bin katı. Daha önemlisi, Tibet’in ekonomik kalkınması yüksek hayat standartlarına dönüştü. Sadece 2010’dan 2020’ye kadar kişi başına gelir ikiye katlandı ve Tibet en hızlı gelir artışı gösteren bölge oldu.

TİBET’İN KURTULUŞUNUN 70. YILI

Basit gelir artışı dışında, Tibet’in kültürel düzeyi önemli ölçüde gelişti. 1951 öncesi Tibet’te tek bir okul yoktu ve nüfusun yüzde 95’ten fazlası okuma yazma bilmiyordu. Neden? Çünkü Tibet egemen sınıfı insanların çoğunun eğitime layık olmadığını düşünüyordu. Şimdi ilkokula kayıt oranı yüzde 99,9’un üstünde ve Tibetlilerin yüzde 56’sı yüksek eğitim mezunu. Kurtuluştan önceki Tibet’te serfliğin getirdiği yaygın bir yoksulluk vardı. Şimdi, yoksulluk Çin’in ülke çapında yoksulluğu sona erdirme çabaları sayesinde geçmişte kaldı.

Dolayısıyla, insanlar daha iyi bir hayat yaşıyor. Bu noktada sık sık söylediklerim gönülsüzce kabul edilir “kültürel, siyasi ve dini haklar ne durumda” diye tepki gösterilir. Pekâlâ, Tibet dili ve kültürünün canlılığını sağlamak için büyük yatırım yaptı. Daha önce cahil olan insanlar Çincenin yanı sıra kendi dillerinde de okuyup yazabiliyorlar ve kendi dillerini çok geniş bir kitap, gazete ve dergi yayını yoluyla geliştirdiler. Feodalizm döneminde, dil ve kültür çok az kişinin bir ayrılacağıydı.

Feodalizm döneminde, küçük bir siyasi-dini liderler azınlığı Tibet’i bir teokratik devlet olarak yönetti. Bugün, Tibet’in Ulusal Halk Kongresi’ndeki temsilcilerinin üçte ikisi Tibetli. Tibet Budizm’i geniş bir alana sahip ve diğer bütün inanç biçimleri ve inançsızların yanı sıra düzenleyici koruma altında.

Bu başarılar, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümetinin Merkezi Haberalma Örgütü’nün ve diğer yabancı hükümetlerin müdahalelerine karşın gerçekleşti. 1959’aki ayaklanmayı desteklemeleri ve sonrasındaki isyancı örgütleri desteklemeleri ve finanse etmeleri ile sayısız yasal düzenlemeleri Çin’in egemenliğine müdahale etmeye çalışan girişimlerdi.

Tibet’in kurtuluşunun 70. yılında, Çin haklı olarak Tibet halkının hayatını iyileştirmekteki başarılarını kutluyor. Bu hedeflerin Batı emperyalizminin yoğun müdahalesi ve ayrılıkçıların devam eden faaliyetleri karşısında başarılmış olması onun zaferini daha da etkili kılıyor. Bekleneceği üzere, Tibetliler Batı emperyalizminin temsil ettiği ayrılıkçılık ve geçmişin geriliğine karşı ulusal birlik ve sosyalizmi destekliyor.