CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

Japonya, 2022 yılında şimdiye kadar Çin’e karşı, çerçeveleme amacıyla ittifaklar kurma kararının, gerçekçi olmayan stratejik düşünce gibi görünen caydırıcılığının ortaya çıktığı kutuplaştırıcı, anlaşılması güç ve kendi kendini engelleyen bir dış politika izledi. Doğu Avrupa ülkelerine yönelik en son eğilim ve 2022 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Japonya ittifakının sınırlamaları bu tür stratejilerin uygulanabilir olmadığını gösteriyorsa, Doğu Avrupa’nın desteğini kazanmaya çalışma kararı benzer bir kaderle karşılaşmaya mahkûmdur. Uluslararası toplumun genel olarak hemen hemen bu tür önerileri tamamıyla rafa kaldırdığı göz önüne alındığında, her halükârda kaybedecek olan kamplaşma siyaseti izleyen Japonya’dır.

Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin ayrılmaz parçası Polonya gibi ülkeleri hedef almak, Japonya’nın Varşova Büyükelçisi Akio Miyajama’nın Rusya ile Çin’i kontrol altında tutmada uygun bir strateji olarak düşündüğü sonuca ulaşmayacaktır. Bununla birlikte, Japon strateji uzmanlarının Polonya Devlet Başkanı Andrzej Duda’nın Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile yaptığı 2016 yılındaki görüşmeyi hatırlatması yararlıdır. Duda, bu görüşmede, Polonya şirketlerinin Kuşak Yol İnisiyatifi’ne katılmaktan ve her iki ülkenin bugün de devam eden ikili ilişkilere büyük önem vermesiyle sonuçlanacak bir stratejik ortaklığı imzalamasından büyük fayda sağlayacağını söylemişti. 

TOKYO’NUN STRATEJİLERİ TERS ETKİ YAPABİLİR

2022 yılında önemli noktalar varsa bunlar karşılıklı olarak bildirilecek, bu yüzden Polonya’nın Çin ekonomisine ilişkin düşer gibi görünen ilgisinin Beijing’e karşı askeri bir ittifak kurmada Japonya gibi üçüncü bir taraf tarafından kullanılabileceğini iddia etmek bir yanlış düşüncedir. Bu tür stratejiler Japonya’nın -Ukrayna krizi konusunda Rusya’ya yönelik nefretin ötesinde- bu tür bir düşüncenin olmadığı zaman Doğu Avrupa’da Çin’e karşı bir kuşatma siyaseti izlemedeki bağnaz ve idealist yaklaşımını göstermektedir. Aynı zamanda Tokyo ve Washington’ın, Çin’e karşı ileri teknoloji ticaretini düzenleyen çok taraflı bir çerçevenin oluşturulmasını araştırmaya ilişkin yakın zamandaki kararının, Çin-Japonya ticaretinin büyük ölçüde bozulması olasılığıyla birlikte uygulamadaki zorlukları zaten ortaya çıkardığına dikkat çekmek önemlidir. 

Dolayısıyla Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin dış politikalarını yüksek ekonomik maliyetlere sahip benzer bir yola yönlendireceğine inanmak gerçekçi değildir. Taiwan’a elini uzatarak tecritçi dış politikasının yüküne katlanan ve Çin ile zıtlaşmanın zararları konusunda Alman şirketleri tarafından eğitilen Litvanya’nın ötesinde, hiçbir Doğu Avrupa ülkesi Japonya’nın ikili ilişkileri tehlikeye atan ve onlardan yapmasını beklediği hataları işlemeye hazır değil. Örneğin, Çin yatırımları kabul etmeye son derece hazır ve geçen yıl Zagreb yönetiminin “Tek Çin” ilkesine bağlılığını teyit eden Devlet Başkanı Zoran Milanoviç ile karşılıklı güvene büyük önem atfeden Hırvatistan’ını ele alalım. 

JAPONYA’NIN KUTUPLAŞTIRICI POLİTİKASI

Japonya, Litvanya gibi ülkelere bel bağlıyorsa, Litvanya’nın Çin’e yönelik ihracat pazarının çökmesinin yanı sıra 2021 Açık Parlamento Forumu’ndaki diplomatik şüphecilik utançları dikkate alındığında, o zaman bu tür bir strateji inandırıcı olmayacaktır. Japonya, egemenlik ilişkilerinin temelini oluşturan Çin ile Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri arasındaki iş birliği girişimine de karşı çıkacaktır. Tokyo’nun bu tür stratejilerin ters etki yarattığını ve her zaman sınırlı bir güce sahip olduğunu anlamasının zamanı geldi. Askeri ittifak inşası kılıfı altında güya açık bir Asya-Pasifik bölgesi garanti etme amacıyla Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na (QUAD) dâhil bir ülkenin etraflıca düşünmesinin zamanıdır. 

Bu tür bir siyasi işaret vermenin kaybı olacaksa, bu Tokyo yönetiminin gerçekçi olmayan yoluna gitmeyi seçen ülkelerin şirketleri olacaktır. Tokyo Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Çin ekonomisi konusunda uzman olan Profesör Tomoo Marukawa bile, Japonya’nın, maliyetleri faydalarından daha ağır bastığı Çin’i düşman etmek istemediğini kabul etti. Bu bilgiler ışığında, sonucu tartışmalı ittifaklar için Doğu Avrupa’ya doğru bakmak her zaman, Japonya’nın anlaması gereken beyhude bir çaba olacaktır.