Kent Üniversitesi Öğretim Görevlisi iktisatçı Dr. Rahmi İncekara, CRI Türk’te Samet Demir’in hazırlayıp sunduğu “Ekonomi Basını” programına konuk oldu. İncekara, Türkiye ve dünyada yükselen enflasyon sorununu değerlendirdi.

Türkiye’de mart ayı enflasyonunun beklentiler ölçeğinde gerçekleştiğini hatırlayan Rahmi İncekara, yüzde 61,14’lük tüketici enflasyonu ile enflasyondaki yükselme eğiliminin devam ettiğinin görüldüğünü kaydetti.

İlerleyen aylarda da küresel etkilerin payıyla Türkiye’deki enflasyonun yükselmesinin muhtemel olduğunu aktaran İncekara’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Uluslararası kuruluşların hazırladığı raporlar ekseninde baktığımızda enflasyonun yıl sonunda en iyi ihtimalde yüzde 52 olabileceğini görüyoruz. Mayıs ayında ise bu rakamın yüzde 70’i görmesi muhtemel görünüyor. Burada enflasyonu oluşturan unsurlara baktığımızda ilk etapta talep, maliyet ve yerleşik enflasyonu görüyoruz.

Talep enflasyonunu politika faizinin Eylül 2021’den itibaren düşürülmesi ve reel faizin negatif seyretmesi artırdı. En önemlisi üretici fiyat endeksi. Türkiye’de yaşanan enflasyonun en önemli sebebinin maliyet enflasyonu olduğunu görüyoruz. Özellikle üreticilerin maliyetlerinin artması bizi ÜFE rakamının yüzde 115 gibi bir rakamla karşı karşıya bırakıyor. Üreticilerin yüksek maliyetlere katlanması demek bunun fiyatlara yansıması anlamına geliyor. Bu da manşet dediğimiz TÜFE dediğimiz enflasyona yansıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) üretici fiyatlarında yüzde 115 gibi bir rakam görüyoruz bu da bize geçiş etkisiyle birlikte önümüzdeki günlerde daha yüksek enflasyon ile karşılaşacağımız gerçeğini ön plana çıkarıyor. Burada yüksek maliyetlere katlanan üreticiler bunu fiyatlarına yansıtıyor.

TÜRKİYE’DEKİ ENFLASYONUN NEDENLERİ

Türkiye’deki enflasyonun sebeplerini üç pay olarak ifade edersek iki tanesi içerideki sebeplerden biri dışsal sebeplerden kaynaklanıyor. Özellikle 2021 yılının son çeyreğinde yaşanan faiz indirimleri ve reel faizin getirisinin az olması ciddi miktarda bir para politikası sorunuyla birlikte enflasyonun hızlı artışını getirdi. Maliyetlerin artmasında dış etmenlerin de payı büyük.

Son OECD raporuna baktığımızda Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın küresel enflasyona payının yüzde 2,5 olduğu ifade edildi. Dolayısıyla her ülke kendi enflasyonuna 2,5 puan daha eklemek durumunda kaldı. Enerji ve gıda açısından bakıldığında bu iki ülkenin önemli rol oynadığını söylemek mümkün. Enerji dışında buğday, arpa ihracatını da düşündüğümüzde önemli bir yükseliş olduğunu görüyoruz.

Bizim gösterge enflasyonu yüzde 61 ama gıda ve enerjiyi çıkardığımızda çekirdek enflasyonun yüzde 48 olduğunu görüyoruz. Dış etmenleri kenara bırakırsak Türkiye’de yüzde 48’lik bir çekirdek enflasyon olduğunu görüyoruz. Bu da dünyadaki enflasyona kıyasla oldukça yüksek.

Ekonomi beklentileri yönetme sanatıdır. Önümüzdeki dönemde enflasyonun yükseleceğini düşünen vatandaşlar harcamalarını önceliklendiriyorlar. Bu da fiyatların daha fazla artmasına neden oluyor. Olan bütün satın alma gücü tüketime yönelmeye başlıyor.

Yerleşik enflasyon, üretici enflasyonunun yükseldiği ve para politikasının getirmiş olduğu sarmaldan dolayı bir enflasyon sorunu şu an itibarıyla Türkiye’nin gündemindeki en baş unsur olarak ortaya çıkıyor.

ENFLASYON İLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ

Genelde enflasyon ile mücadelede biz para politikasını devreye sokarız. Para politikasını da enflasyonu durdurmak ve ekonomiyi biraz soğutmak için politika faizi artışına gideriz. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) masasında olan plan da bu. 4 Mayıs’taki toplantı itibarıyla 50 baz puanlık bir faiz artışı ilaveten her ay 95 milyar dolarlık bilanço daralma hareketinin uygulanması söz konusu olacak gibi görünüyor. Bu enflasyonun para politikası kısmını ilgilendiriyor. Para politikasıyla ısınan enflasyonu faiz artırarak soğutursunuz. Para politikasındaki hamle bu. Son 60 senede 11 tane faiz artışına gitmiş Fed bunların 8’inde resesyon oluşmuş, bunu da unutmamak gerek. 2023 yılının Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) resesyon yılı olma ihtimali oldukça yüksek.

İçerdeki enflasyonla mücadelede ilk etabı para politikası oluşturuyor. Politika faizi artışı demek yabancı sermayenin de çekilmesi anlamına gelecek. Bu da kurlardaki düşüşü sağlayarak hem ithal anlamdaki işlemleri ucuzlatması hem de enflasyonun düşmesi söz konusu olabilecek. Bunun aynı zamanda maliyet politikası ile birlikte desteklenmesi gerekiyor. KDV indirimleri bu yönde yapılan hamleler arasında yer alıyor. Bütçe disiplini, kamu harcamalarını düşürmek önemli olabilir. Ancak en önemlisi üreticilerin katlanmak zorunda olduğu maliyetleri en aza indirmek ve onları makul bir fiyattan satışa ikna edebilmek.”