CGTN / Bradley Blankenship

Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri operasyonunun” başlangıcında, Harvard Üniversitesinden Siyaset Bilimci Stephen Walt savaşla ilgili ilginç bir görüş ileri sürdü. Walt, efsanevi Çinli askeri stratejist Sun Tzu’nun bir sözünü çağrıştırarak, “Ukrayna’nın kurtarılmasının” Batı’nın “Moskova’nın yön değiştirmesini kolaylaştırmasını” gerektireceğini belirtti. Tzu, “Düşmanının geri çekilmesi için altın bir köprü inşa et” demişti.

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanı Lloyd Austin’in sözlerine dayanarak, Batı’nın istediği şeyin bir çıkış yolu olmadığı açığa çıktı. Aksine, Batılılar Ukrayna çatışmasını Rusya’yı zayıflatmak için kullanmak istiyorlar; Rus ordusunu ve ekonomisini savaşı uzatarak bitirmek istiyorlar. Her durumda, Rusya’nın muhtemelen askeri hedeflerini gerçekleştirdiğini görebilirler -ama bunun maliyetli bir zafer olmasını istiyorlar.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Polonya ve Ukrayna’ya yaptığı ziyaretler de bunu açıkça gösteriyor. Pelosi geçen hafta sonu yaptığı ziyaret sırasında ABD’nin Ukrayna’ya askeri ve insani yardımının devam edeceği sözünü verdi. Bu ziyaret Başkan Joe Biden’ın Kongre’den Ukrayna’yı desteklemek için 33 milyar dolar istenmesinden iki gün sonra yapıldı.

BATI MEDYASININ ANLATISI

Pelosi ve Washington’daki siyasetçi arkadaşları, ümitsizce partilerinin rekabetli ara seçimler öncesindeki imajını güçlendirmeye çalışırlarken, bunu iyi ve kötü arasında bir savaş, “tiranlığa karşı özgürlüğün” savaşı olarak tanımlıyorlar. Ama gerçekte sadece Ukrayna’da daha fazla yıkıma ve kan dökülmesine neden olacak bir çatışmayı uzatırlarken aynı zamanda barış sürecini de zayıflatıyorlar.

Çünkü Ukrayna’ya Batı askeri desteğinin artması Rusya’nın bu çatışmadaki siyasi bahislerinin katlanarak artması anlamına geliyor. Hızlı bir çözüm ve barışçı bir anlaşma için bir şans var olabilecekken, barış görüşmeleri durakladığı için uzun dönemli bir çatışma ihtimali daha büyük bir ihtimal haline geliyor. Aynı zamanda Ukrayna’ya gönderilen Batı askeri ekipmanları Moskova’nın askeri gücünü daha fazla ortaya koymak zorunda kalması anlamına geldi bu da Ukrayna’nın altyapısının daha fazla yıkılmasına yol açtı.

Batı medyası Donbas bölgesinde açık kazanımlar elde etmesine rağmen Rusya’nın Ukrayna’daki operasyonunun başarısız olduğu anlatısına bağlanıyor. Ukrayna’ya askeri yardım çatışmanın sonucunu etkilemeyecek ama sadece zaten yaşananları uzatacak ve zorda kalan ülkede daha fazla can kaybı ve yıkıma yol açacak. Bu durumda nihai kaybeden Ukrayna’dır – bu arada, bu şey sözde kurtarmak için tasarlandığı Ukrayna halkı için nesnel olarak olumsuz sonuçlara yol açsa da, Batılı siyasetçiler bir şey yaptık diye kendi sırtlarını sıvazlayabilirler.

ABD’NİN ASIL AMACI RUSYA’YI ZAYIFLATMAK

Bütün bunlar asıl siyasi odak noktasının Ukraynalıların hayatının kurtarılması değil, Rusya’yı zayıflatmak olduğunu gösteriyor. Kongre üyelerinin savunma anlaşmalarına büyük ölçüde yatırım yapmış olmaları ve bu sektörle ilgili yasaları geçirmeden önce ticaret yaptıklarının bilinmesi de muhtemelen bir rastlantı değil. İçimdeki kuşkucu, bu üyelerin ziyaretleri sırasında ticaretle uğraştıklarını ve Beyaz Saray’ın fon isteklerini karşıladığını görürse şaşırmaz.

Temsilciler Meclisi’nin 28 Nisan’da Ukrayna Demokrasi Savunma Kredi-Kira Yasası’nı kabul ederek, imzalanması için Biden’a gönderdiğini de hatırlatmak gerekir. İkinci Dünya Savaşı siyasetinin yeniden canlandırılması ABD’nin Ukrayna’ya hemen ödeme yapmadan silah kiralanması veya ödünç verilmesine izin verecektir. Bu ABD’nin Ukrayna’ya silah gönderilmesi için bir kredi limiti açması anlamına geliyor ki, ABD’nin çatışmanın uzamasını garantiye almak için her şeyi yaptığı dikkate alınırsa açık bir bor tuzağıdır. Kaçınılmaz olarak bu Ukrayna’nın, ABD’ye savaş borçları yükü altına girmesi durumunda,  savaştan sonra gelecekteki kalkınma ya da yeniden imarını engelleyecektir. İkinci Dünya Savaşı’nda bu programa alınan birçok ülke onlarla yıl boyunca ABD’ye büyük bir borç altında kaldılar.

Bu noktada ABD’nin Ukrayna siyasetini incelersek, Ukrayna’nın -yani ulus ve halkının- öncelik olmadığı açığa çıkar. Aksine, ABD egemenliğini sürdürmek için Rusya’yı kontrol altına almak, askeri-sanayi kompleksini beslemek ya da siyasetçileri kişisel oyarak zenginleştirmek (muhtemelen bütün bunların bazı kombinasyonları) gibi daha bencil hedefler gündemde daha ön sırada yer alıyorlar.