Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aylin Ünver Noi, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Dünya Postası” programına konuk oldu. Noi, Ukrayna ve Rusya’nın Antalya’da gerçekleştirdiği görüşmeleri değerlendi.

Türkiye’nin sürecin başından beri konunun diplomasi yoluyla çözülmesini istediğini hatırlatan Aylin Ünver Noi, yüksek seviyede yapılan ilk görüşmenin Türkiye’de gerçekleştirildiğini kaydetti.

Görüşme için Türkiye’nin yoğun çaba gösterdiğini ifade eden Ünver Noi’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“İstenilen düzeyde bir sonuç vermedi. Bu görüşme bir başlangıç olabilir çünkü Putin ve Zelenskiy görüşmesi üzerine de sorular soruldu. Bununla ilgili de yanıtlar bir diplomasi yolunun açıldığını gösteriyor. Türkiye en başından itibaren telefon diplomasi yoluyla bu süreci sürdürüyordu. Herkesin beklentisi ateşkesin gerçekleşmesi yönündeydi ama maalesef ateşkesin gerçekleşmediğini gördük.

Rusya diplomasi yolu açık diyor ama diğer taraftan Ukrayna’da beklentilerinin değişmediğini gördük. Sahadaki durum da bunun işaretlerini veriyor. Bugün birkaç kente doğru askeri ilerlemenin devam ettiğini görüyoruz. Rusya, taleplerini karşı tarafın kabul edebileceği duruma getirerek ondan sonra müzakere masasına liderler seviyesinde oturmak istiyor. Lavrov’un açıklamalarına baktığınızda da Putin böyle bir görüşmeye karşı değil ancak bunun olması için belli şartların oluşması gerekiyor.

NATO NASIL BİR SINAV VERDİ?

2008’de Ukrayna ve Gürcistan’ın üye olabilecekleri değerlendirildi. O dönemde Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna Hersek de bu süreç içinde değerlendirilen ülkelerdendi. 2008’den bugüne gelinen noktada 2009’da Hırvatistan ve Arnavutluk üye oldular NATO’ya, 2017’de Karadağ üye oldu. En son Kuzey Makedonya 2020’de oldu. Bosna Hersek’in de NATO’ya üye olma sürecinin başladığını görüyoruz. Ukrayna’ya baktığımızda NATO’ya üye olacak eylem planının dahi işletilmediğini görüyoruz. Bazı soru işaretleri de oluşuyor. NATO’nun içinde bazı üyelerin bunu istemediği, Rusya’yı üzerlerine çekmek istemedikleri değerlendiriliyor olabilir. Pek çok konuda zaten yavaş ilerleyen bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Eski NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in 2014’te Kırım’ın ilhakında şöyle bir açıklaması oldu, ‘Ukrayna’yı üye yapabiliriz ama sınır anlaşmazlıklarının olmaması gerekiyor.’ Bu dünden bugüne olan bir konu değil 2008’de başlayan bir konu. Ukrayna için ne kadar gerçekçi bir hedefti? Bu bir soru işaretiydi. Rusya’nın da Ukrayna’nın NATO üyesi olmasından çıkardığı tehdit algısı ne kadar gerçeği yansıtıyor ve doğru ayrı bir tartışma konusu.

KÜRESEL SİYASİ DENGELER

Siyasi dengelerden önce güvenlik açısından baktığınızda uzunca bir süredir NATO’nun ittifak uyuşmazlığı gibi konularda sıkıntılar yaşadığı bir dönem oldu. Bu olayla beraber NATO’nun bu sıkıntıları aşmasını sağlayacak bir rolü vardı Rusya’nın. NATO üyeleri, NATO üyesi olmanın önemini görmeye başladı. 5. madde sorgulanıyordu, NATO’nun doğu kanadına yapılan yardımlara baktığınızda orada da NATO’nun güçlü bir biçimde temsil edildiğini ifade edebiliriz. İttifak üyelerinin tekrardan bir uyum içine girdiğini görüyoruz. Burada Rusya’nın NATO’yu güçlendirici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Bu süreç henüz üye olmayanların üyeliklerini hızlandırabilir.

Ekonomik anlamda savaşlar ciddi boyuta geldi. Rusya’ya yapılan yaptırımların çok daha fazla olduğunu gözlemliyoruz. Uluslararası toplumun tepkisi de fazla. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda da alınan bir kınama kararı var. Bu kararda da sadece 5 ülke Rusya’nın yanında yer aldı. 35 ülke çekimserdi ama çoğunluğun tepki gösterdiğini görüyoruz. Zaten pandemi nedeniyle sıkıntılar yaşayan dünyanın Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle çok daha fazla sorun yaşayacağını söylemek mümkün.

TÜRKİYE SÜREÇTE ÖNEMLİ ROL OYNUYOR

Türkiye sürecin başından beri Batı açısından göz önünde olmayan bir ülkeydi. Ama iki ülkeyle de telefon diplomasisini yürüterek ve Antalya’da ülkeleri bir araya getirerek nasıl bir rol oynayabileceğini ispat etti.

Antalya’ya Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı da geldi. Bunun, Türkiye’nin nükleer gibi hassas konularda da tarafları bir araya getirici rol oynadığını net gösterdiğini söyleyebiliriz. Türkiye’nin rolü başta göz ardı edilmişti ama Batı tarafından da Türkiye’nin alacağı diplomatik rolün net bir biçimde görüldüğünü ifade edebilirim.”