CGTN / Andrew Korybko

Rusya’nın, Moskova yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki Batı’nın özellikle bu eski Sovyet cumhuriyetinde ve daha geniş olarak bölgede ulusal güvenliğine ilişkin kırmızı çizgilerini ihlal ettiği iddiasının tetiklediği Ukrayna’daki özel askeri operasyonunun Avrupa’nın geleceği için geniş kapsamlı sonuçları olacak. Operasyonun en acil etkisi, NATO üyelerinin yenilenen sözde “Rus tehdidine” karşı birlikte daha fazla yakından çalışma bahanesiyle ABD’nin arkasında bir araya gelmesi oldu. NATO’nun birçok üyesi Rusya’nın Ukrayna’dan sonra kendilerine saldırabileceğinden endişeleniyor.  

Moskova’nın, Washington’ın NATO’nun herhangi bir üyesine saldırının üyelerin tamamına yapılmış bir saldırı manasına geldiği şeklinde yorumlanan NATO’nun toplu savunmasının 5. maddesi taahhüdünü test etmesinin son derece uzak olma ihtimalini bir tarafa koyun, bu hâkim anlatı Avrupa ülkelerinin bugünlerde politikalarını çok açık biçimde şekillendiriyor. Daha önce İkinci Dünya Savaşı’nı başlatan korkunç tarihi yüzünden çatışma bölgelerine silah göndermeyi reddeden Almanya bile, şu anda Ukrayna’ya silah sevk ediyor ve hatta bunu “güvenlik riskinden kaçınmak” amacıyla gizlice yapıyor. 

NATO’NUN BİRÇOK ÜYESİ ENDİŞELİ 

Avrupa Birliği’nin (AB) fiili lideri Almanya aynı zamanda, son beş yıldır Amerika’nın yoğun baskısının hedefi olan Almanya ve Rusya arasındaki Kuzey Akım II doğal gaz boru hattını devreye sokulmasını askıya aldı. Ayrıca AB, kendi tanımladığı Rus doğal gazı, petrolü ve kömürüne olan “bağımlılığını” 2027 yılına kadar azaltmak için bir tarih belirledi. Bununla bağlantılı olarak Reuters haber ajansı, “AB’nin doğal gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ı için Rusya’ya bağlı olduğunu, Rusya’nın ayrıca AB’nin petrol ithalatının yüzde 27’si ve kömür ithalatının yüzde 46’sını karşıladığını” bildirdi.

AB’nin Rusya ile karmaşık enerjideki karşılıklı bağımlılığının hızlandırılmış “ayrışması”, AB’yi, ABD ve Batı Asya’dan daha fazla sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının beraberinde getireceği tahmin edilen fiyatlardaki beklenen yükselişi sonucu olarak daha da kötü bir ekonomik krize sürükleyebileceği için stratejik risklerle doludur. Ayrıca, taahhüt ettikleri yeşil yatırımların maliyetli ve gerçekleşmesinin zaman alacak olması AB’nin gelecek beş yılda Rusya’dan tamamen “ayrışmasının” olmayabileceği anlamına gelmektedir. 

Her durumda, görünen gidişat şudur, bu iki taraf gerçekten de her bakımdan “ayrışmış” durumdadır. Bu sadece enerji değil, aynı zamanda pratik olarak bu uygarlık ortaklarını yüzyıllardır birbirine bağlayan her şeydir. ABD liderliğinde Batı’nın Rusya’ya karşı daha önce benzeri görülmemiş yaptırımlar kampanyası, tarafların çok yakın zamanda asla bir araya gelmemelerini sağlayacak. Bu AB’yi ABD’nin gerileyen tek taraflı egemenliğine geri döndürerek, ABD’ye kesinlikle kendi çıkarları için kullanacağı çok ihtiyaç duyduğu desteği verecektir. 

RUSYA-NATO GERİLİMİ YENİ DÖNEMİ BELİRLEYECEK

Avrupa’da son günlerde abartılan sözde “Rus tehdidi” muhtemelen, AB’nin basmakalıp cömert sosyal harcamalarının aleyhine potansiyel olarak ortaya çıkabilecek daha fazla savunma harcamasıyla sonuçlanacaktır. Bu, Washington her zaman NATO üyelerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) yüzde 2’sini savunmaya ayırmasını taahhüt etmesini istediğinden, ABD’nin hedeflerine ulaşmasını sağlayacaktır. Birçok NATO üyesi daha önce önerdikleri AB ordusunu oluşturma girişiminde bulunduğundan, muhtemelen ABD askeri teknik ürünlerini de satın alacak. 

Bu yapı temel olarak NATO’yu tamamlayacak ve Avrupa’da Rusya’yı “kontrol altına almak” için ABD’nin vekil gücü olarak hizmet edecek. Zamanla kapsamlı gelişimi ve ABD’li patronlarıyla tam uyum içerisinde AB ordusu herkesçe bilindiği gibi “bölgesel liderliğin yükünü omuzlayabilir” (Washington’daki politika yapıcıların her zaman tanımlamaktan hoşlandıkları gibi). Bu, ABD güçlerinin, yine de başarısız olmaya mahkûm Asya’da Çin’i ‘’çevreleme politikası’’ girişimine daha fazla odaklanmasını sağlayabilir. 

Avrupa’dan potansiyel olarak aşamalı olarak çekilmesinin ardından (bu ne zaman olursa), Almanya’nın,  ABD’nin Avrupa’da “arkadan liderlik” edecek ana ortağı olmak için Fransa ve Polonya ile çekişmesi bekleniyor. Bu kavram, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın NATO’nun 2011 yılında Libya’ya karşı savaşında NATO müttefikleri Britanya ve Fransa birçok muharebe operasyonuna “önden liderlik” ettiği için ABD’nin “arkadan liderlik” ettiğini iddia ettiği Libya savaşına kadar uzanıyor. 

ABD’NİN GÜVENLİK İKİLEMİ KIŞKIRTICILIĞI

Ortaya çıkan senaryo şudur; birçok gözlemcinin Avrupa’ya inmekte olan “yeni demir perde” olarak tanımladığı duruma uygun olarak ABD, istihbarat, lojistik, askeri teçhizat, danışmanlar ve bunun gibi sözde “geri destek” sağlarken, Almanya Rusya’ya karşı  “önden liderlik” edecek. Polonya, Rusya ile olan tarihsel anlaşmazlıkları ve muhafazakâr-milliyetçi liderliğinin eski uluslar topluluğunu yeniden diriltme arzusu göz önüne alındığında muhtemelen çok önemli bir rol oynayacaktır. Avrupa’nın geleceği bu yüzden üzücü bir şekilde, birçoğunun şimdiye kadar kaderi asla geriye dönmeyecek geçmiş dönemin bir parçası olarak varsaydığı geçmişine çok benziyor. Büyük olasılıkla Rusya-Almanya ve Rusya-Polonya gerilimiyle karakterize edilecek, birçoğunun doğrudan Rusya-AB gerilimi biçimini almasını beklediği Rusya-NATO gerilimi, muhtemelen bu yeni dönemi belirleyecek. Bu ikisi aktif olarak birbiriyle rekabet ederken, ABD, kendi egemen çıkarları için onları bölecek ve yönetecek. 

Başlangıçta bu olaylar silsilesini tetikleyen ABD’nin kışkırttığı güvenlik ikilemi konusunda diplomatik çözümler son üç haftadaki hızlı gelişmeler ışığında her zamankinden daha çok uzak göründüğü için bu dinamikleri öncelikle engellemek siyasi olarak imkânsız olabilir. Gözlemciler bu yüzden sadece soğukkanlı olanların kazanabileceğini ve giderek inkâr edilemez hale gelen yeni bir soğuk savaşın,  birçok tarafın, birinin yanlış bir adım atması ve her şeyin kontrolden çıkmasıyla olmasından korktuğu gibi asla kızışmayacağını umabilirler.