CGTN / Stephen Ndegwa

Rusya-Ukrayna krizinde yaşanan olaylar son haftalarda jeopolitik tansiyonu artırdı. Açık ve hatta bazısı görünür olmayan nedenlerden Batı tehdit ederek ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i sözde batı komşusuna saldırma ve ilhak etme niyetinden vazgeçirmeye çalışarak Rusya ile uğraşıyor.

Rusya, Ukrayna ve diğer tarafların gerginlikle ilgili yoğun diplomatik çabaları ve telefon diplomasisi konuyla ilgili henüz bir uzlaşma sağlayamadı. Ancak ortaya çıkan şey, soruna yaklaşımda bir yanda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) öte yanda Avrupa’nın olduğu gizli bir ideolojik ve siyasi ikilemin olduğu gerçeği.

Şimdiye kadar mevcut senaryoyu inceleyen uzmanlar, Avrupa’nın Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un beden diliyle ifade edilen söyleminin sertliğini azaltırken ABD’nin Başkan Joe Biden’ın sürekli savaş tamtamlarını çalmasıyla ortaya konan katılığını devam ettirdiği görüşüne sahip. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in bir süre önce Rusya’nın işgalinin ihtimal dışı olduğunu söylemesine rağmen, ABD’nin ayrıca kendi vatandaşlarını Ukrayna’dan çıkarmaya kışkırtıyor olması da öğretici.

SİYASİ İKİLEM

Macron’un Kiev ve Moskova’da yaptığı mekik diplomasisi sorunla ilgili tünelin ucundaki ışığı ortaya çıkarmış görünüyor. Üçlü ama ayrı ayrı kişisel görüşmeler ve telefon görüşmeleri gerçek sorunları öne çıkardı. Macron-Putin görüşmesinin merkezinde Moskova ile Kiev arasında imzalanan “2. Minsk Anlaşması” diye bilinen 2015 Minsk Anlaşması’nın uygulanmasında ilerleme arayışı ve Avrupa’nın genel güvenlik ve istikrarı vardı. Macron, Fransa ve Almanya’nın hazırladığı Minsk Anlaşması’nın iki komşu arasında barış için bir plan olarak ele alınmasını istedi. Macron Almanya’yı ABD’nin geleneksel bölücü stratejisi uyarınca Almanya’yı rehin aldığını düşünerek, anlaşmasının uygulanmasının takibini kişisel bir sorunu olarak görüyor. Ne yazık ki, Macron Putin ve Zelenskiy ile görüşürken uzlaşmadan bahsederken, Biden Rusya ve Almanya arasındaki Kuzey Akımı 2 boru hattını kapatma tehdidinde bulunuyor.

Bu ABD’nin Avrupa’daki en büyük müttefikine karşı küçümseyici ve akılsızca bir tutum. Ama Almanya, ABD’nin kendi çıkarlarını bencil amaçlar için yanlış sunduğunu hissetse de ABD’ye karşı çıkmayı güç buluyor. Bu tür tehdit ve kışkırtmalar aynı zamanda bu hassas konuda herhangi bir yakınlaşma ihtimalini ortadan kaldırma riskini de taşıyor. Biden’ın Rusya’nın planlarını mantıki sonuçlarına kadar sürdürme kararlığını ve gücünü küçümsediği açık.

Putin ile Macron arasındaki görüşme Putin’in değişmez bir tutumu olmadığını, mantıklı ve saygılı taraflarla diyaloğa girmeye hazır olduğunu gösterdi. Batı’nın Putin’le anlaşmaya varmak için bu fırsatı ve diyaloğu kaçırmaması gerekir. Macron, Putin’in aklını okudu ve Rusya’nın NATO’nun yakınlaşması riskiyle ilgili garanti istediğini anladı. Macron anlaşmazlığa uygulanabilir bir çözümün mümkün olduğu ile ilgili iyimserliğini açıklarken, 12 Şubat’ta Biden, ABD’nin Rusya’nın işgale girişmesi halinde “kararlı biçimde tepki göstereceği ve hızlı ve ağır sonuçlara yol açacağı” tehdidinde bulundu. Bu sadece ateşi körükleyecek bir zehirli dil ve olumsuz tutumdur. Bu Biden’ın tipik ideolojik kendini beğenmişlik tutumudur.

KİEV İŞGAL TEHLİKESİ GÖRMEDİĞİNİ AÇIKLADI

Şimdi, Macron’un diplomatik girişimleri Putin’in azaltılamaz asgari şartlarını henüz karşılamamış olsa da bu girişimler Rusya’nın endişelerini onayladı ve konuyla ilgili esnek olma isteğini ortaya koydu. Ama Fransa cumhurbaşkanı, Sosyalist Parti’den ayrılıp 2016’da kurduğu merkezci ve Avrupa yanlısı partisi ile La République En Marche! (İlerleyen Cumhuriyet) sloganı altında cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasının da gösterdiği üzere, aynı zamanda Avrupa’nın geleceğinden de endişeli.

Macron ve Biden arasındaki yaş farkı da gelecekle ilgili görüşlerindeki farkı ortaya çıkardı. Fransa lideri ülkenin en genç cumhurbaşkanı olarak Avrupa için, ancak uluslar arasında barış ve karşılıklı anlayışla mümkün olabilecek büyük bir gelecek görüyor. Aksine, ABD’nin en yaşlı başkanı olarak Biden özellikle ikinci dönem için seçilmesi garanti olmadığı için zamanın önemli olduğunun farkında. Misyonunu Amerika’nın hegemonyasının gerekli bütün yollardan güçlendirilmesi olarak görüyor.

ABD’nin yaygarasının aksine Kiev, Rusya’dan gelen acil bir işgal tehlikesi görmediğini açıkladı. Macron’un krizi çözme konusundaki açık iyimserliği ile çalışmalarını dayandırdığı nokta burası. Bu, şu anda tek başına hareket ettiği ve Avrupa Birliği’nin (AB) desteğine sahip olmadığı için kişisel bir inanç. ABD, AB’nin rol oynamasına imkân vermedi ve AB’yi Macron’u dengeli bir yaklaşım olarak kullanmak ya da ABD’nin baskı ve zorlayıcı korkutma taktiklerini kullanmasına izin verme arasında bir ikilemde bıraktı.