CGTN / Bradley Blankenship

Devam eden Rusya-Ukrayna krizi, 28 Şubat’ta barış görüşmelerinin başlamasıyla süren askeri operasyonla birlikte bütün dünyanın ilgi odağı oldu. Küresel jeopolitik sahnede, özellikle Batı’da şimdiden dikkate değer bir değişiklik gördük.

Almanya, Rusya karşısında ılımlı dış politika konumunu terk etti ve Ukrayna’daki duruma doğrudan bir yanıt olarak askeri harcamasını Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) yüzde 2’sinin üzerine çıkaracağını açıkladı. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmayı düşündüğü belirtiliyor. Hatta İsviçre onlarca yıldır süren tarafsızlık statüsünü sona erdirdi ve Rusya varlıkları konusunda Avrupa Birliği’nin (AB) yaptırımlarına katıldı. Belki de daha önemlisi, çatışmanın Rusya’da yol açabileceği negatif yansımalara ilişkin AB üyesi ülkeler arasındaki son direnen üyeler, “nükleer seçeneğe” yanıt niteliğinde Rusya’yı küresel SWIFT sisteminden çıkararak itirazlarından vazgeçtiler. Bunun Rus ekonomisine ve büyük olasılıkla küresel ekonominin kendisine ağır darbe indirmesi bekleniyor.

Kendimizi şimdi, olanların sonuçlarının sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığı, aynı zamanda kesinlikle Rusya, Avrupa ve henüz değilse bile yakında tüm dünyada hissedileceği bir durumda buluyoruz. Gerçekten bunun olması talihsiz bir durum olsa bile, fırsatın sonsuza kadar kaybolması ihtimaline karşı devam eden barış görüşmelerinin çok ciddiye alınması gerektiğini vurguluyor.  

ALMANYA, RUSYA KARŞISINDA ILIMLI DIŞ POLİTİKA KONUMUNU TERK ETTİ

Harvard Üniversitesinden uluslararası ilişkiler profesörü Stephen Walt, yakın zamanda bu konuda aydınlatıcı bir noktaya değindi. Walt, Twitter’da, “Sun Tzu’nun bir sözünü hatırladım, ‘düşmanınızın geri çekilmesi için altın bir köprü inşa’ etmelisiniz.” dedi. Yani Malt, “Ukrayna’yı kurtarmak için Moskova’nın ters yönde hareket etmesini kolaylaştırmak gerektiğini.” ifade etti. Walt’ın söylediğine inandığım şeyi detaylandırmak gerekirse, bu görüşmelerdeki Ukrayna tarafının, bu aşamada Batılı ülkelerin yerine vekâlet edenlerin, seçtiği yoldan vazgeçmesi için Moskova’ya teşvik edici şeylerin sunulması gerektiği anlamına geliyor. 

Bu “altın köprü”deki ilk tuğla için Ukrayna’nın tarafsızlık statüsü görüşmelerin merkezinde olmalıdır. John Mearsheimer gibi kabul görmüş Amerikalı siyaset bilimcilerin bile rahatlıkla işaret ettiği şekilde, Batı ve NATO yıllardır devam eden Ukrayna’daki durumun baş sorumlularıdır. Batı ve NATO, sadece Rusya ile gerginlik yaratacağı kesin olan NATO üyeliği peşinde koşmak için Ukrayna liderliğine baskı yaptı. Bu tür gerilim siyasetiyle ilgilenmek aslında Ukrayna’nın ulusal çıkarlarına hizmet etmiyor ve bu durum Ukrayna’nın sadece NATO’nun pervasız yayılmacılığı için kurbanlık bir kuzu olduğunu ortaya koyuyor. Ukrayna bu durumda ortada tek başına bırakılırken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO beklemede kalıyor. Aksine siyasi olarak tarafsız bir Ukrayna, istikrarlı Avrupa güvenlik yapısının temel taşı olacaktır. Bu Avrupa’nın bütünleşmesine yardımcı olacak ve Rusya’yı Batı’ya karşı güvenceye alacaktır. 

BATILI ÜLKELER BARIŞ GÖRÜŞMELERİNİN DEVAM ETMESİNE ÖNCELİK VERMELİ

İkinci olarak Batılı ülkeler, barış görüşmelerinin sonucunu dikkate almaksızın birçoğu sıradan Rusları hedef alan giderek artan yaptırımlar ve diğer cezalandırıcı önlemleri sürdürürse, bu sadece çatışmanın uzamasını teşvik edecektir. Moskova’nın masaya gelmesine bir katkı sağlamayacak ve aksine kuşatılmışlık hissini pekiştirecektir. Bu yüzden cezalandırıcı önlemlerin kaldırılması görüşmelerin parçası olmalıdır. Rusya’nın SWIFT sistemine dâhil olması gibi konular masada olmalıdır. Uçuşların yasaklanması masada olmalıdır. Ve özellikle Çek Cumhuriyeti’nin Rus vatandaşlarına yönelik kapsamlı vize yasağı gibi radikal politikalar yeniden düşünülmelidir. Bütün bu politikalar sıradan Ruslara zarar veriyor ve ne olursa olsun yürürlükte olursa sadece durumu daha da istikrarsızlaştırır. 

Rusya’nın bakış açısına göre, bu politikalar hükümete karşı ayaklanmaları kışkırtmayı amaçlayacak şekilde halka zarar verecektir. İşte bu sebeple cezalandırıcı önlemler Rus sivil toplumunun her kesimini etkileyecek şekilde yaygın ve sarsıcıdır.  Bu, Moskova’nın geçmişte bu tür adımları bir savaş sebebi olarak tanımlama nedeninin parçasıdır ve bunun caydırıcı bir adım olması olası değildir, ancak sadece Batı’ya karşı düşmanlığı artırır.

Batılı ülkeler bir cezalandırma yolu izlemek yerine savaşı sona erdirmek için barış görüşmelerinin devam etmesine öncelik vermelidir. Onlar, etkili görünse bile Rusya’yı tecrit etmek amacıyla bir kez daha kendilerine fazla güvenmekten kaçınmalıdırlar. Bunda başarısız olmak barış görüşmelerini çökertebilir, savaşı daha da vahşi bir aşamaya taşır ve hatta doğrudan onları da içine çeker.