Global Times / Guo Yichu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bilim insanlarının Çin’deki Covid-19 virüsünün kaynağının izlenmesinin ilk aşamasından elde ettiği bulguları sonuçlandıran resmi raporu 21 Mart’ta yayımladı. Sonuçlar, ara konakçıların virüsü insana bulaştıran kaynak olmasının “çok büyük ihtimal” olduğunu, ancak bir “laboratuvar sızıntısının” ise “son derece olasılık dışı” olarak sayıldığını kapsıyor.   

Sonunda, DSÖ’nün resmi raporu yayımladıktan sonra Covid-19’un kaynağı konusunda bazı netlikler elde ettiğimizi düşündüğümüz zaman, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümeti, raporda bilim insanlarının yaptığı ilerlemelere fazla itimat etmeden, Wuhan laboratuvarını hedef alan ve virüsün kaynağını araştıran kaynak izleme soruşturması yürütmek için kendi istihbarat güçlerini görevlendireceklerini iddia etti. ABD yönetiminin “laboratuvar sızıntısı teorisini” abartmasıyla birlikte, kaynak izleme çalışması şu anda dramatik bir yöne kayıyor ve bilimsel bulguları riske atan siyasi bir cadı avına dönüşüyor.  

SÜREÇTEKİ TUTARSIZLIK 

DSÖ’nün asıl kaynak izleme raporunda, bağımsız bilim insanları heyeti, ara konaklar dâhil olmak üzere bakış açısının bir sonraki aşamada daha fazla araştırmaya odaklanması ve Covid-19’un ilk salgınları dünyanın farklı bölgelerine dağıldığı için kaynak izleme ihtiyacının dünya çapında yapılması gerektiği sonucuna vardılar. Mantıksal olarak, ilk aşamadaki raporun kaydettiği ilerlemeye dayanmalı ve muhtemel konakçıların yanı sıra Wuhan’da salgın henüz başladığında, aynı zamanda toplanan kan örneklerinde bulunan Covid-19 antikorlarının olduğu ülkelerdeki verilerde etraflıca araştırma yapmalıyız. 

Tuhaf olan şu ki, ABD hükümeti bilim insanlarının vardığı sonuçları güvenilmez buluyor ve virüsün kaynağını Wuhan’daki laboratuvara bağlamaya kararlı. ABD, “laboratuvar sızıntısı” hikâyesini listenin en yüksek önceliği haline getiriyor ve ara konakçılar ve diğer ilgili hayvan kaynakları gibi önceki DSÖ raporunda tanımlanan virüsün büyük ihtimalle kaynakları hakkındaki araştırmaları tamamen bir tarafa itiyor. Bu tür bir kararın nasıl alındığı ve ABD yönetiminin niçin, son derece titiz bir bilimsel süreç gerektiren çalışma konusunda kendi istihbarat güçlerinin bilim insanlarının çalışmasından üstün olduğuna inandığı anlaşılması güç bir durum. Ayrıca tuhaf olan şu ki, temmuz ayı başında DSÖ aslında bir defasında, ayrıca laboratuvar sızıntısı teorisini daha fazla incelemeye öncelik veren ve ilk aşama raporunda tavsiye edilen alanlardaki araştırma konusunda asgari ayrıntı sağlayan kaynak izlemenin bir sonraki safhası için bir taslak yayımladı.

Taslak kamuya açıklandıktan hemen sonra DSÖ’nün 80’den fazla üyesi meselenin siyasi olarak manipüle edildiğine ilişkin kaygılarını dile getirdi ve kaynak izleme söz konusu olduğunda DSÖ’nün bilime bağlı kalması çağrısında bulundular. DSÖ o zamandan bu yana taslak hakkında sessiz kaldı. Temmuz ayında yayımlanan taslağın bu sefer DSÖ üyesi ülkelerle açık bir danışma sürecinden geçmemesi, fakat kapalı kapılar ardında düzenlenmesi dikkate değer bir durumdur. 

Sadece şunu sormanızı sağlıyor: İkinci aşama planın, laboratuvar sızıntısını itiraf etmesi için Çin’e baskı yapmaya odaklanması gerektiğine karar veren insanlar ve güç kimdi? Birçok üye ülke niçin dâhil olmadı? Ve niçin araştırma sil baştan başlıyor?  

Tüm sürecin arkasında sadece Çin’i karalamak için siyasi bir amaç varsa ve daha fazla değil, o zaman bu hepimize gerçeğe mal oluyor ve bizi salgını gerçekten anlamaktan ve gelecek sefere daha iyi hazırlanmaktan başka tarafa çeviriyor. 

PLANDAKİ BÜYÜK BOŞLUKLAR 

Kaynak izleme çalışmasında ilerleme sağladığımız için, niçin henüz küresel bir araştırma yapılmadığını da sormalıyız. ABD ile Avrupa’da şu anda Eylül 2019’a gittiğimizde hastalardan alınan kan, idrar ve diğer tıbbi örneklerde Covid-19 için testlerin pozitif olduğu veya antikorların tespit edildiği birçok vaka var. Bütün bunların hepsi Wuhan’daki salgından önce vuku buldu ve artan Covid-19 vakaları konusunda alarma geçilen ilk yer olmasına rağmen, Çin’in ilk salgının gerçek bölgesi olmayabileceğine işaret ediyor. 

Mart ayında yayımlanan DSÖ’nün asıl kaynak izleme raporu, izleme araştırmasının dünya çapında yürütülmesinin gerekliliğini ifade ediyor. Bu, virüsün salgının başlamasından bu yana soğuk zincir taşımacılığı yoluyla ithal gıdalarla kolayca seyahat edebilmesi nedeniyle özellikle önemlidir. Aslında, kaynak izleme Wuhan’daki salgınla eş zamanlı veya daha önce Covid-19 vakalarına sahip olan ülkelere gitmezse, salgının kaynaklarını kaçırmadığımızı muhtemelen nasıl bilebiliriz? 

Bununla birlikte, bu noktaların hiçbiri ABD yönetiminin ısrarla istediği kaynak izleme planını ilgilendirmiyor gibi görünüyor. Mevcut kaynak izleme tekliflerindeki bu büyük boşluklarla birlikte, onlar sadece en önemli noktayı kaçırmak istiyor gibi görünüyor. 

KAYNAK İZLEMEDEKİ AMACIMIZ TAM OLARAK NEDİR?  

Kaynak izlemenin, virüsün bizi nasıl etkilediğini bilmemize yardımcı olması, böylece gelecekte benzer durumları önlemek ve ona hazır olmak için daha fazla önleme sahip olmamız gerektiği varsayılıyor. Amacımız, yaşamları kurtarmak ve böyle bir zorlukla karşılaştığımızda gelecek seferde kazanmak için daha yüksek şansa sahip olmaktır. 

Ancak, kaynak izleme sürecinin daha fazla dramatik bir hal almasıyla birlikte, bazı ülkelerin ve siyasetçilerin zihniyeti, salgınları önlemede ve yenmede daha iyisini yapmaya odaklanmak yerine açıkçası suçlayacak birilerini bulmaya dönüştü. Kaynak izleme gerçekten, ABD’li siyasetçiler “Çin’den tazminat talep eden” yasaları geçirmek için harekete geçtiğinde bir suçlama oyunu haline geldi, daha önce asla görmediğimiz bir olayla karşılaşıyoruz. Geçmişte dünyada, AIDS, Zika, Ebola ve MERS gibi salgınlar ya da son derece bulaşıcı hastalıklar meydana geldiği zaman, ülkeler, hükümetler ve uluslararası kuruluşlar konuyu halletmeye ve yaşamları kurtarmak için uluslararası iş birliği yapmaya odaklanırdı.

Ancak Covid-19 salgını etkili olduğu zaman, “laboratuvar sızıntısı teorisi” aniden o kadar yaygın hale geldi ki, güya dünya çapında meydana gelen geçmişteki tüm salgınlar haricinde Covid-19, salgının patlak verdiği ülke tarafından aniden tasarlandı, hâlbuki bilim insanları bu teorinin olmasının son derece ihtimal dışı olduğu kararına vardıkları zaman bile, geçmişteki bütün salgınlar “şimdi meydana geldi.” Daha da kötüsü, iddia, virüsün etkisinden kurtulmak için bu kadar çok mücadele verdikleri ve bu kadar çok acı çektikleri zaman bir ülkeyi ve onun halkını lekeleyerek Çin’i hedef alıyor. Buraya nasıl geldiğimiz çok içler acısı bir durum.  

Gerçek şu ki hiçbir şey, tembelliğin, hazır olmama ve önleyici önlemlerin eksikliğinin feci sonuçlarını telafi edemez. Dünyada birçok ülkenin hazırlanması için ayları vardı ve Çin solunumla ilgili bilinmeyen bir salgın dalgasıyla vurulduktan sonra en azından son derece bulaşıcı koronavirüs türüyle uğraştıklarını bilmenin avantajına sahipti. ABD federal kuruluşları, Ağustos 2019’da bir şekilde şans eseri neredeyse tamamıyla aynı senaryoyu tahmin eden ”Crimson Contagion” adındaki sahte bir halk sağlığı tatbikatı bile yaptılar (Çin’de ölümcül bir salgın başlıyor ve hızla dünyanın diğer kesimlerine yayılıyor). 

Ancak sonunda, bize ülkelerin daha iyisini yapabileceğini söyleyen çalışmaları bıraktık. Brookings Ensitüsü yaptığı araştırmada, ABD’nin daha iyi bir mücadelesiyle 400 bin kadar ölümün önüne geçilebileceğini ortaya koydu. Ne yazık ki, laboratuvar sızıntısını itiraf etmesi için Çin’e baskı yapanlar, virüsün kaynağının izlenmesini burada gerçek sorunların arkasına saklanmak için bir cephe olarak kullanıyorlar. 

Kabul etmek gerekir ki, bazıları salgının suçlamak için tek bir kaynağın geçmişe doğru izini sürmeye istekli olsa da, salgının dünya çapında yayılmasının sebebi virüsün kaynağı değil. Başarısız önleme ve kontrol önlemleri, uluslararası seyahatleri sınırlamadaki ihmalkârlık ve hazırlıklı olmama gerçek sebeptir. Etkili planlara sahip olmayı becerememek ve yeni salgın karşısında zaten bize pahalıya mal oldu ve mal olmaya devam edecek.

YALANLAR DAHA FAZLA KARIŞIKLIK VE KARMAŞA YARATMAYA DEVAM EDECEK

Wuhan Viroloji Enstitüsü’ndeki (WIV) üç araştırmacının gerçekte virüsü nasıl kaptığı ve hastaneye kaldırıldığı konusunda geniş bir olay kaydı vardı. Fakat, WIV iddiayı reddettikten ve bu üç kişinin kim olduğunu netleştirmek için raporu yayımlayan basına sormasından sonra soru sulara gömüldü. Büyük miktarda yanlış bilgi, teyit edilmemiş iddialar ve açıkça söylemek gerekirse, virüsün kaynağı konusunda etrafa saçılan yalanlar, sadece bulmaya çalıştığımız gerçekler ve doğrulara ilişkin karmaşaya katkıda bulunarak, neredeyse kaynağın izlenmesini imkânsız hale getirir.   

Laboratuvar sızıntısı olasılıklarının daha fazla araştırılmasını destekleyen bazı yorumlar, Çin’in muhtemelen kanıtları yok ettiği için daha fazla soruşturma yapılması gerektiğini savunuyor ama bu birini suçlu olmakla suçlayıp ve bunu “ancak, elbette şüpheli bütün kanıtları yok etti” iddiasıyla desteklemekle aynı şeydir. Bu yoldan devam edersek, bir komplo teorisini sadece onun yapışkan ağına daha derinden saplanmak için üzerinde oynamak için seçiyoruzdur.

Bununla birlikte, Çin komplo teorisine yakayı ele verip vermese de bir şey net: ABD’deki Fort Detrick gibi son derece kuşkulu güvenlik vakalarının olduğu biyoloji laboratuvarları ve erken salgınların ortaya çıktığı diğer yerler hiçbir suretle araştırılmıyor. 

Ve mevcut laboratuvar sızıntısı hikâyelerinin arkasındaki Batılı güçler, Covid-19’un kaynağını izlemeyi kullanarak Çin’i kontrol altına alma stratejisini sürdürüp sürdürmemeye karar vermeli. Çok fazla şey gördük. Bütün bunların gerisinde bilimsel sonuçlar için gerçek bir niyet yoksa en azından siyasi iradenin bizi, sağlığı toplumlarımıza geri getirmekten uzaklaştıran cadı avına değil, anlamlı çabalara odaklanmasına izin verin.