CGTN / Maitreya Bhakal

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) her şey siyasidir. Ve belki de hiçbir şey bilimin kendisinden daha siyasi değildir, özellikle tıp bilimi ve sağlık hizmeti. ABD kendisini bilimsel bir süper güç olarak düşünüyor, görünürde dünyanın en iyi üniversitelerine, iyi oranda finanse edilmiş araştırma merkezlerine ve en fazla Nobel ödülüne sahip olmakla övünüyor. ABD’nin, uluslararası etkilere ve kapsama sahip bir kuruluş olan Nobel Komitesi dâhil birçok uluslararası kuruluş üzerinde orantısız kontrole sahip olmasının zararı yoktur.

Bu şaşırtıcı değildir. ABD 245 yaşında, büyük ölçüde istilalardan, sömürgeleştirmeden ve emperyalizmden muaf 245 yıl. Önemli dış tehditler olmadan iki buçuk asırlık kesintisiz kalkınma süresine sahip olduğunuzda, bilimi geliştirmek tam olarak roket bilimi değildir. Dahası, aya inişten yaşam kurtaran mRNA Covid-19 aşılarına kadar Amerika’nın bilimsel başarılarının çoğu tamamen veya çoğunlukla hükümetin girişimi ve finansman desteğiyle mümkün olmuştur. Özellikle aya iniş-muhtemelen insanlık tarihindeki en büyük teknolojik başarı, genellikle ABD’li propagandacılar tarafından kapitalizm ile “özgür” ve “özel” teşebbüsün üstünlüğünü kanıtlamak için kullanılır. Yine de Apollo projesi tamamen ABD hükümeti tarafından finanse edilmiştir. Ne gariptir ki “serbest piyasanın” üstünlüğünü göstermek çok büyük miktarda kamu parası gerekiyordu. 

BİLİM YERİNE SİYASET

Ulusal bir sorunla karşı karşıya kaldıkları zaman ABD’li siyasetçiler genellikle iki çözümden birini tercih ederler; ya sorun için para akıtırlar veya sorundan para kazanırlar. Covid-19 salgını 2020 yılının başında ABD kıyılarına ulaştığında, onların birçoğu başlangıçta ikincisini tercih etti. Amerikalılar ölmeye başladığında, Amerikalı siyasetçiler Amerikalıların ölümünden para kazanmaya çalıştılar. Bazı siyasetçiler, gizli Covid-19 senato bilgilendirmelerinden faydalanarak şubat ayında borsa çökmeden hemen önce hisse senedi sattılar. Bazı siyasetçiler ise salgından kâr edecek şirketlerin hisse senetlerini satın aldılar. 

Skandal başlangıçta ABD medyasında biraz haber olarak yer aldı, fakat daha sonra hızla yayın araçları gözden kayboldu. Çok az Amerikalı ifşaatlar nedeniyle şaşırdı, onlar seçilmiş temsilcilerin acılarından yararlanmayı görmeye alışkınlar. ABD toplumunun tamamen kâr odaklı doğası dikkate alındığında, birçok Amerikalı eğer fırsat ellerine geçse aynı şeyi yapacaklarını fark etti. Siyasetçilere karşı hiçbir suçlama yöneltilmedi ve bütün soruşturmalar sessizce kapatıldı. 

VİRÜSLE MÜCADELE VE GERÇEK

Salgının başlangıcında ABD rejimi hemen virüsün kaynağının bir Çin laboratuvarı olduğu yönündeki yanlış bilgiyi yaymaya başladı. Yine de ABD’nin “liberal” düzeni büyük ölçüde dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a (yakın çevresiyle laboratuvar sızıntısı teorisini ileri sürdü) karşı olduğu için propaganda kampanyası asla başlamadı. Düzen için Trump, bu teoriyi destekleyerek Çin karşıtı propaganda bakış açısını harap etti. Onlar bu teoriyi desteklemek istemediler, çünkü bu Trump’a destek anlamına gelecekti. 

Daha sonra ABD Başkanı Joe Biden iktidara geldiğinde, tüm güruh muhteşem bir U dönüşü yaptı. Bir zamanlar laboratuvar sızıntısı teorisini “komplo teorisi” olarak adlandıran aynı insanlar şimdi teorinin amigosu haline geldiler. Ancak birçok bilim insanı siyasete ve Amerika’nın Çin’e karşı enformasyon savaşına katılmaya isteksiz olmaya devam etti. Onlar, laboratuvar sızıntısı teorisi için kanıt olmadığı görüşünü sürdürdüler. Wuhan kentini ziyaretinden sonra Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de virüsün kaynağının laboratuvar olduğu iddiasının “son derece olasılık dışı” olduğuna karar verdi. 

Her zamanki gibi, fonlarına tek başına en büyük katkıyı yapan ABD rejimi, DSÖ’yü sağlık bilimini terk etmeye zorlamayı başardı. ABD baskısı altında, bir zamanlar laboratuvar sızıntısı teorisini büyük ölçüde reddeden DSÖ, laboratuvar sızıntısı olasılığını daha fazla araştırmak için Çin’i ikinci kez ziyaret etmeyi talep etti.  Çin makul bir şekilde reddetti. Bununla birlikte ABD propagandası içeride işe yaradı. Bugün birçok Amerikalı; bir yıl öncesine göre tam tersi biçimde virüsün laboratuvardan sızdığına inanıyor. Rejim, virüsü bir Çin biyolojik silahı olarak göstererek salgını korkunç biçimde idare ettiği için kamuoyunun öfkesini başka tarafa yönlendirmeye çalıştı ve büyük oranda başarılı oldu. Amerikalılar -tam olarak dünyadaki en zeki insanlar değiller (örneğin Amerikalıların dörtte biri aşı olmayı reddediyor)- laboratuvar sızıntısı teorisine inanmaları için kolayca manipüle edildiler. 

Bununla birlikte 55 ülkenin Çin ile fikir birliğine varması, son zamanlarda virüsün kaynağının siyasallaştırılmasına karşı olduğunu dile getirmeleri Amerikalıların çoğunun canını sıktı. Amerika DSÖ ve kendi nüfusunu kontrol altında tutabilir, fakat diğerleri bu kadar kolay manipüle edilemez.