CGTN / Daryl Guppy

Bağımsız hakem aleyhine karar verince ne yaparsın? Bu, Cenevre’deki Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) hakeminin yakın tarihli kararına verdiği tepkiyi düşünürken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için önemli bir soru haline geldi. Kararda, Çin’in Washington ile uzun süredir devam eden damping karşıtı anlaşmazlığı kapsamında ABD’nin yıllık 645 milyon dolar değerindeki ithalatına vergi getirebileceği belirtildi.

Bu boş bir soru değil. ABD ve müttefikleri, küresel kurallara dayalı düzenin korunmasını Çin ile olan anlaşmazlıklarının merkezi bir parçası haline getirdi. Dünya organlarının kararlarına saygı gösterme talebi, ABD, İngiltere, Japonya ve Avustralya’nın Güney Çin Denizi’ndeki anlatısının merkezinde yer almıştır. Bu anlatı, ABD’nin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) onaylamayı reddetmesi ve diğer ülkelerin Güney Çin Denizi’ndeki UNCLOS kararlarına uymasını talep etmesiyle zaten yıpranmış durumda. Ve bu yıpranma, ABD’nin en son Cenevre kararına verdiği potansiyel tepkinin özüne katkı sağlıyor. ABD, bu uluslararası küresel düzenin kararlarına karşı çıktığından, bu karara uyma yükümlülüğünü ciddiyetle ele alıyor diyebilir miyiz?

ABD’nin Nikaragua’daki limanların yasa dışı madenciliği de dâhil olmak üzere birçok BM kararını keyifle görmezden gelmesiyle, geçmiş tarih bunu göstermeyecektir. Bununla birlikte, uluslararası kuruluşların kurallarına uymayı reddetmek, ABD ve müttefiklerinin kurallara dayalı küresel düzeni savunduğunu ve kendilerini bu düzenin nihai koruyucuları olarak konumlandırdığını gören politika yaklaşımındaki değişikliğin öncesine dayanmaktadır.

ABD’NİN CENEVRE KARARINI KABUL ETMEMESİ AVUSTRALYA’YI ZOR DURUMDA BIRAKIYOR

ABD, DTÖ’nün en son verilen Cenevre kararını bir kez daha görmezden gelirse veya reddederse, başkalarının bu kararlara uyması yönündeki talepleri söz konusu olduğunda güvenilirliği azalacaktır. Cenevre kararını reddetmek veya kaçınmak, küresel kurallara dayalı bir düzeni destekleme konusunda birleşik bir cephe çizmek isteyen ABD müttefiklerinin güvenilirliğine de zarar verecektir. ABD’den gelen ilk yanıtlar, hakeme ve kararın yapıldığı kurumların meşruiyetine saldıracaklarını gösteriyor. DTÖ’ye yapılan bu saldırı, Donald Trump yıllarından kalma kaba bir politikanın artakalanlarıdır. Başkan Trump DTÖ’nün dağıtılması veya topallaması için elinden geleni yaptı.

En aleni eylemi, ticari anlaşmazlıkların çözümünü etkili bir şekilde donduran tahkim yargıçlarının değiştirilmesine izin vermemesiydi. Bu, sonunda Trump’ın faaliyetinin yarattığı prosedür blokunun üstesinden gelmek için alternatif bir anlaşmazlık çözüm mekanizmasını destekleyen Avustralyalılar için bile çok fazlaydı. Fakat, Trump yılları, Amerika’nın çıkarları doğrultusunda hareket etmediğine inandığı için Trump’ın DTÖ’yü yok etmek veya en azından yeniden yapılandırılmak için hazırlanan kampanyasını gözler önüne serdi.

Serbest ve açık ticarete güvenen diğer küçük ülkeler, toptan yıkım yerine DTÖ değişikliği ihtiyacını desteklerken, sonunda Trump’a karşı çıkma cesaretini buldular. Cenevre kararı da onları rahatsız edici bir duruma sokuyor, çünkü küresel kurallara dayalı düzenin kurumlarına verdikleri desteğe sadık kalacaklarsa, bunu desteklemekten başka çareleri yok. Bazı ülkeler için kolay bir karar olmayacaktır, ancak güvenilirlikleri üzerindeki herhangi bir etkiden bağımsız olarak ABD’nin liderliğini takip etmeyi seçebilirler. Çin’e karşı açılan 100’den fazla davasıyla DTÖ’nün sık sık karşılaştığı bir kullanıcı olan Avustralya, ülke ekonomisine tekliflerde bulunulması halinde, koruma nedeniyle DTÖ kararlarına tüm taraflarca saygı gösterilmesini ve uyulmasını sağlamakla görevlidir. ABD’nin Cenevre kararını kabul etmemesi Avustralya’yı zor durumda bırakıyor.

WASHINGTON KARŞI DURUŞTAN VAZGEÇMİYOR

ABD’den gelen ilk tepkiler, Cenevre kararını desteklemek yerine hakemi suçlamanın ve bunu kararı yok saymak için bahane olarak kullanmanın daha kolay olacağını gösteriyor. ABD Ticaret Temsilciliği Sözcüsü Adam Hodge, kararın “derinden hayal kırıklığı” yarattığını ve “hatalı Temyiz Organı yorumlarını yansıttığını” söyleyerek, “Karar, DTÖ kurallarında reform ve uyuşmazlık çözümü gereğini güçlendiriyor.” dedi.

Bu, küresel kurallara dayalı düzenden sorumlu merkezi organlardan birinin verdiği bağımsız kararların yankılanan bir kazancı veya saygısı değildir. Aksine, ABD politikasının bu düzene olan güveninin temellerini yıkma isteğini göstermektedir. DTÖ’nün bu anlaşmazlıkta sürekli olarak ABD aleyhine karar vermesi ve Washington’ın yasa dışı karşı koyma görevlerini hiç geri çekmemesi sürpriz değil. Bu karar, ABD için önemli bir güvenilirlik testidir. Çin, bu kararı ABD ile yapılacak herhangi bir İkinci Aşama ticaret anlaşması etrafındaki tartışmalarda bir koz olarak kullanmalıdır. Bununla birlikte, ancak ABD’nin kamu politikası tutumuna sadık kalması ve DTÖ kararına saygı duyması etkili bir kaldıraçtır. Ne yazık ki, bu saygı çok da güvenilir sayılamaz.