CGTN / Hannan Hussain

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi Büyükelçisi Bathsheba Crocker’in Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne (OHCHR) yazdığı mektupta belirttiği gibi, ABD yakın zamanda Rusya’nın, “askeri işgalin ardından öldürülecek ya da kamplara gönderilecek kimliği tespit edilen Ukraynalıların listesini” oluşturduğunu iddia etti. ABD’nin Ukrayna konusunda Moskova’ya karşı yürüttüğü yanlış bilgilendirme OHCHR tarafından meşru gibi onaylanıyor.

Bu üretilmiş Rus saldırganlığı örneği oldukça tanıdık. Bazı diplomasi biçimleri için tekrarlanan çabalara rağmen, Washington, Ukrayna’daki duruma ilişkin anlatısının tehlikeli savaş kurguları ve ters tepen yaptırımlar tarafından yönlendirilmesi gerektiğine ikna olmuş gibi görünüyor. Washington’ın, her ne sebeple olursa olsun Moskova’nın itibarını sarsmak için uygun gördüğü “güvenilir bilgi” yanılsamasını sona erdirmesinin vakti geldi. 16 Şubat tipik bir örnektir: ABD istihbaratı az bir miktar güvenilirse, o zaman niçin Rusya’nın sözde Ukrayna işgali olasılığı gerçekleşmedi?

ABD’NİN SALDIRGAN POLİTİKASI

Ukrayna’da barışçıl diplomatik çabanın gerçeğe dönüştüğünü görmek isteyenler için önemli bir dinamik temel bir endişe gerektiriyor: Washington’ın, bir Rus “işgalinin” kaçınılmaz olduğunu savunmak için her çareye başvurmaya istekli olması. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken 17 Şubat’ta, Moskova’nın “belirli Ukraynalı grupları hedef alacağını” iddia etmesi, Crocker’in bu boş spekülasyonu denemesini teşvik etti. Daha da önemlisi mektupta haksız yere Moskova, “insan hakları ihlalleriyle” suçlanıyor ve Crocker’in kendi söyleminde bu tür ihlallerin muhtemelen “ilerideki bir işgalin ardından” olabileceğini ortaya koyuyor. 

Dünya kolayca Washington yönetiminin Rus karşıtı histerisi ve OHCHR’nin yetkisi arasında herhangi bir birleştirmeyi sağlayamaz. Bu özellikle önemlidir, çünkü mektup önemli ayrımları bulandırma girişimlerini içermektedir. “OHCHR’nin önemli misyonunu desteklemede” bilgi olarak verilen Rusya’nın askeri işgali ve planlı öldürmelerine ilişkin asılsız iddiaları düşünün. Bu tür tehlikeli bir birleştirme sadece gerçek insan hakları krizlerinde OHCHR’nin özerkliğini baltalamakla kalmaz, aynı zamanda bir ulusun ideolojik ve politik eğilimlerini hiçbirine ihtiyaç duymayan bir platforma dayatma riskini de taşır.  Batı’dan Doğu’ya gelen askeri baskının yol açtığı kargaşaya rağmen, uluslararası enerjiler şu anda Minks Anlaşmalarının kutsallığına odaklanmalıdır. BM Güvenlik Konseyi’nin onayladığı ve kabul ettiği anlaşmalar, ne kadar zayıf olasılık olursa olsun, Ukrayna konusunda uzlaşmaya dayalı diplomasiyi sürdürmek için değerli araçlardır. 

BATI BİR ASKERİ HESAP ÜZERİNDEN UKRAYNA ÜZERİNDE GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR

G7’nin Ukrayna konusunda yakın zamanda yaptığı açıklamaya bakın. ABD anlaşmaları “kalıcı siyasi çözümü sağlamada tek yol” olarak kabul ederken, anlaşmaların “tam olarak uygulanmasına” alenen destek vermek için muadillerine katıldı. Bununla birlikte ABD desteğini, Kiev’i anlaşmaları uygulamaya cesaretlendirmek gibi inandırıcı bir eyleme çevirmede başarısız olunması, Moskova’nın ana fikrini güçlendiriyor: Rusya’nın eşit diyalog önerileri yanıtsız kaldığında, Moskova kendi güvenliğini sağlamak için her türlü önlemi alma hakkını saklı tutuyor.

Belirsizliğini koruyan şey Washington’ın Rusya’ya yönelik diplomasi ile çatışma yaklaşımını ne kadar süre rasyonelleştirmeyi sürdürebileceğiyken, Batı bir askeri hesap üzerinden Ukrayna üzerinde gücünü gösteriyor. Washington Ukrayna konusunda askeri histerisini beslemeye ve bu süreçte Rusya’yı şeytanlaştırmaya devam ettiği sürece, askeri ve ekonomik baskı araçları ne olursa olsun yakın gelecekte anlamlı bir diplomasi uygulamasına zarar verme riski söz konusudur. En azından ABD’nin güvenilirliğini azaltma adına, daha az tehdit ve daha iyi görüşmeler konusunda ne dersiniz?