CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

İsrailliler ve Filistinliler arasındaki çatışmalarla Kudüs’teki huzursuzluk ve İran nükleer anlaşması olan Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) uygulanması konusundaki çıkmaz, bir kez daha kamuoyunun dikkatini Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Orta Doğu’daki politikalarına çevirmesine yol açtı. Barışın inşa edilmesine yönelik hassasiyet veya herhangi bir yapıcı yaklaşım eksikliği, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin politikalarının başarısız olduğu anlamına geliyor.

Orta Doğu’da bu ay baş gösteren olaylar, bir kez daha sürdürülebilir bir barışın, tarihsel olarak zorlu çatışmalara bulaşmış bir bölgede nasıl akla gelmediğine işaret ediyor. İster Kudüs’teki karışıklık olsun isterse 2015 yılındaki JCPOA’nın planlı canlandırılması konusunda süren çıkmaz olsun, anlaşmanın asıl tarafları çoktandır devam eden sorunları nasıl çözecekleri konusunda anlaşmazlık içinde olmaya devam ettiğinden bölge belirsizlikle uğraşmayı sürdürüyor. Bölgedeki bütün büyük çatışmalarda anahtar rol oynayan ABD, barışın garantörü olduğu iddiasına rağmen, bir kez daha stratejik çözümler ya da barış mekanizmaları sağlama konusunda başarısız oldu. Çatışma bölgeleri şiddette artışa ve derinlerde kökleşmiş güvensizliğe tanıklık ederken, Washington’ın bütün yaklaşımının içi boş ve dar görüşlü olduğu ortaya çıkıyor.

BIDEN YÖNETİMİ TRUMP DÖNEMİNİN POLİTİK HATALARINI SÜRDÜRÜYOR

İsrail-Filistin çatışmasının parçası olarak Kudüs’teki son gerilimleri örnek olarak ela alalım. Biden yönetimi şimdiye kadar, bir tarafı diğerinin zararına olacak şekilde yabancılaştıran ve geriliminin sürmesiyle sonuçlanan eski ABD Başkanı Donald Trump döneminin politik hatalarından geri dönmek için çok az şey yaptı. İsrail ve Filistin liderliğinin, 2021 yılında ayaklanmalarla sonuçlanan olaylara olanak sağlayan faktörlere ayna tutan Ramazan ayında Mescid-i  Aksa’ya son şiddet olaylarıyla bir barış anlaşmasına ulaşmaktan çok uzak olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. 2021 yılında meydana gelen tahribat ve yıkım, iki taraf arasında arabuluculuk, görüşmeler ya da durmuş müzakereleri başlatmak amacıyla bir mekanizma sunmayan Biden yönetimi için herhangi bir ders oluşturmadı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin’in söylediği gibi, bütün tarafları Kudüs’teki kutsal mekânların kutsallığına saygı gösterilmesini isteyen Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına uymaya çağıran herhangi bir çağrı da yapılmadı. İsrailliler ve Filistinliler için en iyi formül olan iki devletli çözüm, diğer taraftan diğer ülkelerle yaptırım uygulamakla meşgul olan ya da yaptırım konusunda takıntılı davranan ABD Kongresi’nde görmezden gelindi ya da tartışılmadı. Bu tür bir vurdumduymazlığın sonucu Amerika’nın gözetimi altında büyük kayıplar, gerçek mühimmat kullanımı ve yaygın yıkım şeklinde ortaya çıkıyor.

ÇÖZÜMLER MEVCUT ÇOK TARAFLI MEKANİZMALARDAN GELMELİ

Belki de ABD’nin İsrail-Filistin çatışmasına ilgisizliğini açıklayan şey Ukrayna kriziyle meşgul olması ve diplomasisinin barış yerine ittifak kurmaya, gerilimi artırmaya ve saldırgan bir tutuma odaklanmasıdır. Beyaz Saray’ın, Kudüs’teki huzursuzluğun kapsamı dışında şiddeti kınayan ya da tüm tarafları itidallı davranmaya çağıran tek bir politika açıklaması yapmadığına dikkat etmek gerekiyor. Diğer taraftan diğer dünya liderleri, Filistinlilerin acilen ele alınması gereken kötü durumlarına vurgu yaparken, şiddeti kınamakta hızlı davrandılar. Ancak ABD’nin vurdumduymazlığı sadece İsrail-Filistin çatışmasıyla sınırlı değil. İran’ın JCPOA Nükleer Anlaşması’nın çıkmaza girmesiyle ilgili endişeleri de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Tahran’ın uygulanması konusunda nükleer anlaşmanın kapsamının ötesindeki endişelerin üzerine gitmesini iddia etmesiyle birlikte dikkate alınmadı. Bu anlatı, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya ve Çin gibi ülkelerin hızlı bir canlanma çağrısı yapmaya devam etmelerine ve ABD’nin direnişi karşısında anlaşmanın sınırı içerisinde kalmalarına tam bir tezat teşkil etmektedir.

Dahası, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) göre, ABD’nin politikaları, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun Eylül 2020’de anlaşmaya uyduğu zamandaki miktardan 10 kat daha fazla olacak şekilde 2 bin 105 kilograma yakın olması sonucunu doğurdu. Aynı zamanda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi yönetimi, Biden yönetiminin tepkisizliği karşısında kafa tutan ve kuşkucu bir tavır izlediği için Orta Doğu’da nükleer silahların yayılması riski ortadadır.

Uygulanabilir uyuşmazlığın çözümü mekanizmaların yokluğunda ve Orta Doğu’da yıllarca güvenlik mimarisini belirleyebilecek bir nükleer anlaşma konusunda çöküşün eşiğine gelen bu tür düşüncesiz yaklaşımlar Biden yönetiminin bir kez daha Orta Doğu’da başarısız olduğu anlamına gelmektedir. Görünüşe göre Washington yönetimi, güvenliğin tamamen çökmesi ve vekillerin çoğalmasıyla sonuçlanan Irak örneğinde olduğu gibi bir hükümet değişikliğini başlatma arayışına girerse sadece bölgesel güvenlikle ilgilenecek gibi görünüyor. Dolayısıyla, barışın inşa edilmesinde Amerika’nın yapıcı rolü olacağı beklentisi gerçekçi olmadığı için çözümler bölge hükümetlerinden ve mevcut çok taraflı mekanizmalardan gelmelidir.