CGTN / Markku Siira

Herkesin zaten bildiği gibi Finlandiya hükümeti NATO üyeliğine başvurmaya karar verdi. Siyasi tiyatro, 12 Mayıs’ta Finlandiya Bağımsızlık Günü’nde Finlandiya Devlet Başkanı Sauli Niinisto ve Başbakanı Sanna Marin’in tahmin edilebilir pozisyonlarını açıklamasıyla sonuçlandı. 

NATO’ya başvuru adımı uzun süredir hazırlanıyordu, bu tam olarak “güvenlik durumundaki herhangi bir somut değişiklik” nedeniyle değil, ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski hâkimiyetinin en azından bir kısmını sürdürmek için ümitsiz girişimi yüzünden. Ancak son manevra bazılarının hayal ettiği gibi dramatik değil. Rusya’nın çok güçlü karşı önlemler alacağına da inanmıyorum.  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) liderlerine yaptığı konuşmada, Rusya’nın Finlandiya ve İsveç ile bir sorunu olmadığını, bu yüzden bu ülkelerin NATO’ya girmesinin acil bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Rusya’nın NATO’ya katılıma yanıtı ittifakın altyapısının genişlemesine bağlı olacak. Her halükârda Kremlin yönetimi Finlandiyalı siyasetçilerin uzun süredir Batılı örgütler tarafından hazırlandığının farkında. Bir ülke olarak sadece Avrupa Birliği’nin (AB) değil, aynı zamanda daha geniş ABD liderliğindeki çevrenin etki alanının zaten bir parçasıyız.

AZALAN AMERİKAN ETKİSİ

Bu durum büyük olasılıkla Anglo-Amerikan çevre var olduğu sürece devam edecek. Finlandiya’nın Batılılaşmış güvenlik politikaları profesyonelleri ve amatörleri bu son oyundan çok memnun kaldılar. Onlardan bazıları Finlandiya’nın onlarca yıldır NATO’ya katılmasını istiyordu. Kendim de askeri ittifak konusunda olumsuz görüşe sahibim, ancak şunu sormalıyız, sonuç olarak bu yaklaşan dış ve güvenlik politikası adımları ne kadar önemli? Toplumların büyük ölçekli ekonomik, siyasal ve sosyal yeniden yapılanması sürüyor ve dünya bir kez daha “iki kutuplu” veya “çok kutuplu” hale gelirse gelsin, aynı teknokratik adımlar, Batı’da ve başka yerlerde olmak üzere bütün dünyada atılıyor. 

Dijital ve yeşil dönüşümler devam ederken, AB özellikle zor bir konumda bulunuyor. Bazı analistler Ukrayna’daki çatışmanın Batı dünyasını “birleştirdiğini” inandırmaya çalışsa bile, birçok Avrupa ülkesi kendi ulusal çıkarlarına karşı Washington tarafından baskıya maruz kalmış olabilir. Elbette Baltık ülkeleri ve Polonya gibi bazı ülkeler, Rusya’ya karşı planlarında ABD’nin savaş yanlısı şahinlerine her zaman memnuniyetle katılıyorlar. Bu tür görüşler AB üyesi ülkelerin tamamı tarafından paylaşılmıyor. Macaristan olgun bir liderlik gösterdi ve Rusya ile Çin’e karşı hareket etmeyi kabul etmedi. 

DIŞ POLİTİKA ADIMLARI

Ukrayna’nın civarındaki savaş sisi dağıldığında, ABD’nin kendi sıfır toplamlı çıkarlarını devam ettirmek için tüm Avrupa’yı nasıl bir yolculuğa çıkardığını görebiliriz. Avrupa’nın bağımlı ülkeleri Rus karşıtı eylemlerle Amerikalı efendilerini memnun etme çabasında bedel ödeyecek ve kendi ekonomilerini yok edecekler mi? Bu noktada, Finlandiya’nın Rusya ve Batı arasında tarafsız ara bulucu olarak geçmişteki itibarı bitmiş olacak. Finlandiya, tek görevi Amerika’nın egemenliğinin devam etmesini sağlayan ve Çin ile Rusya gibi rakip ülkelerin güçlü pozisyonlara yükselmesini engelleyen askeri ittifaka katılmış olabilir. 

Yeniden inşa edilen dünya düzeni “etki alanları” veya “bloklar” şeklinde sunulabilir. Batılı kitle iletişim araçları bunu bir yenilenme ve Anglo-Amerikan liberalizminin zaferi olarak göstermeye çalışabilir, ancak NATO’nun genişlemesiyle bu zafer en iyi ihtimalle Pirus Zaferi olabilir. Ukrayna gibi, gerileyen Batı ekonomi ve dış politikanın gerçek savaş alanlarında değil, aslında internet üzerinde kazanıyor.